Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X
5. Hafta 1. Ders

Ders notu

Miras Sözleşmeleri - Miras Sözleşmeleri Tipleri - Olumlu Miras Sözleşmesi - Olumsuz Miras Sözleşmesi - Bir Taraflı ve İki Taraflı Miras Sözleşmeleri - İvazlı ve İvazsız Miras Sözleşmeleri - Miras Sözleşmesinde Ölüme Bağlı Tasarrufta Bulunan Tarafın Ehliyeti ve Tabi Olduğu Şekil Şartları - Miras Sözleşmelerinde Temsil - Miras Sözleşmesinin İptal Edilebilirliği - Miras Sözleşmesinin Mirasbırakan Tarafından İptal Edilebilirliği - Miras Sözleşmesinin Şekli - Arka Arkaya Bildirim - Tanıkların Şerhi - Miras Sözleşmesinin Saklanması - Ölüme Bağlı Tasarrufların Sona Ermesi - Vasiyetnameden Açıkça Dönme - Vasiyetnameden Kısmen Dönülmesi - Geri Alma Vasiyetnamesini Geri Alan Üçüncü Vasiyetname - Vasiyetnamenin Zımni Olarak Geri Alınması
PDF formatında ders notu
Bugün itibariyle, miras sözleşmelerini ele alacağız. Miras sözleşmelerinin türlerine, miras sözleşmelerinde ehliyet bahsine tekrar değineceğiz. Miras sözleşmelerinin şekline değineceğiz. Arkasından da ölüme bağlı tasarrufların sona ermesini ele alacağız. Örneğin; vasiyetnamelerin sona ermesini, vasiyetnamelerin yok edilmesini, vasiyetnamelerden dönülmesini, vasiyetnamelerin geri alınmasını anlatacağız. Bunlara paralel olarak miras sözleşmelerinin sona ermesini ele alacağız. Bu çerçevede, ölüme bağlı tasarrufların sona ermesini de geride bırakacağız.

Miras Sözleşmeleri

Miras Sözleşmeleri Tipleri

Miras sözleşmeleriyle ilgili kısa kısa hatırlatmalara bakacak olursak, hatırlarsanız demiştim ki iki tip miras sözleşmemiz var. Biri olumlu miras sözleşmesi, diğeri de olumsuz miras sözleşmesi. Olumlu miras sözleşmesi dediğimizde, daha doğrusu kısaca miras sözleşmesi dediğimizde, kişinin ne yaptığını görüyoruz? Kişinin mirasını (tamamını veya belirli bir oranını) ya da belirli bir malını sözleşme yaptığı kişiye ya da üçüncü bir kişiye bıraktığını görüyoruz. Bu çerçevede kısa ifadesiyle miras sözleşmesi terimini kullanıyoruz.

Diğer kullandığımız terim, olumsuz miras sözleşmesi. Onun yerine de daha çok mirastan feragat sözleşmesi terimini kullanıyoruz. Mirastan feragat sözleşmesinde de gelecekte mirasçı olacak bir şahsın mirasbırakanla yaptığı bir sözleşme çerçevesinde mirasçı olmayacağını beyan ettiğine tanık oluyoruz. “Bu sözleşmeyle beraber gelecekte mirasçın olmayacağım.” diyor.

Olumlu Miras Sözleşmesi

Beraberce “Miras sözleşmeleri” kenar başlığını taşıyan 527. maddenin 1. fıkrasına bakalım:

“I. Olumlu Miras Sözleşmesi:
Mirasbırakan, miras sözleşmesiyle mirasını veya belirli malını sözleşme yaptığı kimseye ya da üçüncü bir kişiye bırakma yükümlülüğü altına girebilir.”

Maddenin içerisinde dikkatinizi çeken husus ne? Mirasbırakan, miras sözleşmesinin karşı tarafı lehine bir ölüme bağlı tasarrufta bulunabileceği gibi miras sözleşmesinin tarafı olmayan üçüncü bir şahıs lehine de ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir.

Tekrar vurgulayacak olursam, miras sözleşmesinde mirasbırakan, örneğin bir kişiyi mirasçı atayabilir veya bir kişiye belirli bir mal vasiyetinde bulunabilir. Bu ölüme bağlı kazandırmaları sözleşmenin diğer tarafı lehine yapabileceği gibi sözleşmenin tarafını oluşturmayan üçüncü bir kişi lehine de yapabilir.

Olumsuz Miras Sözleşmesi

Gelelim mirastan feragat sözleşmesine yani olumsuz miras sözleşmesine. “Mirastan feragat sözleşmesi” kenar başlığını taşıyan 528. maddenin 1. fıkrası diyor ki:

“Mirasbırakan, bir mirasçısı ile karşılıksız veya karşılık sağlanarak mirastan feragat sözleşmesi yapabilir.”

Demek ki mirasbırakan bir mirasçısıyla mirastan feragat sözleşmesi yapabiliyor ve mirastan feragat eden kişi senin ölümünde mirasçın olmayacağım, diyor. Dolayısıyla, mirasbırakanın vefatında, artık bu feragat eden şahsın mirasçı olması mümkün olmuyor.

Hemen şunları vurgulamakta fayda var: Miras sözleşmesini yapacak kişi tam ehliyetli olmalıdır. Miras sözleşmesi hangi şekilde yapılacak? Resmi vasiyetname şeklinde yapılacak ve miras sözleşmesi adı üzerinde bir sözleşme olduğu için vasiyetnameler gibi bundan tek yanlı olarak dönülemeyecek.

Bir Taraflı ve İki Taraflı Miras Sözleşmeleri

Miras sözleşmeleri, bir taraflı miras sözleşmeleri ve iki taraflı miras sözleşmeleri olarak ikiye ayrılıyor. Bu tabir, ilk duyulduğunda insanı rahatsız edebilir. Sözleşme zaten iki taraflı hukuki işlem değil mi? İki taraflı miras sözleşmesi ifadesine karşı çıkan yazarlar, başka terimler de kullanıyorlar: Bir yönlü miras sözleşmesi, iki yönlü miras sözleşmesi terimlerini kullanan yazarlar da var. Fakat hangisini kullanırsanız kullanın sonuç itibariyle anlamını bildiğiniz sürece sizi tereddüde sevk edecek bir durum ortaya çıkmayacaktır.

Bir taraflı miras sözleşmesinde sadece bir taraf ölüme bağlı tasarrufta bulunuyor. Yani örneğin sözleşmenin diğer tarafını veya sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü bir şahsı mirasçı atayabiliyor ya da yine sözleşmenin diğer tarafına veya üçüncü bir şahsa belirli bir mal vasiyetinde bulunuyor. İki taraflı miras sözleşmelerinde ise her iki taraf da ölüme bağlı tasarrufta bulunuyor.

İvazlı ve İvazsız Miras Sözleşmeleri

Miras sözleşmelerine bağlantılı bir diğer üçüncü kavram da: İvazlı miras sözleşmeleri, ivazsız miras sözleşmeleridir. Bu noktada şöyle örneklendirirsek daha rahat ederiz:

1. M ile A arasında bir miras sözleşmesi yapılmış.
2. Diğer örnekte de M ile feragat eden arasında mirastan feragat sözleşmesi yapılmış.

Birinci örnek bakımından: Olumlu miras sözleşmesi ya da kısaca ifade edecek olursak miras sözleşmesi ivazlı olabiliyor veya ivazsız olabiliyor. Burada, ölüme bağlı tasarrufta bulunanı simgelemek üzere ben M harfini kullandım. Ölüme bağlı tasarrufta bulunmayan tarafı simgelemek üzere de A harfini kullandım. Bu örnekte kim sağlar arası ivaz borcu altına giriyor? İvaz borcu, Bay A’ya ait.

İkinci örnek bakımından: Mirastan feragat sözleşmesine ilişkin bu örnekte ise sağlar arası ivaz borcu kime ait? Bay M’ye mi yoksa feragat edene mi ait? Tahmin edileceği üzere, Bay M’ye ait. Yine burada da ölüme bağlı tasarrufta bulunan, karşı tarafın feragatini kabul eden Bay M’dir. O yüzden mirasbırakanı simgelemek üzere M harfini kullanıyorum.

Miras Sözleşmesinde Ölüme Bağlı Tasarrufta Bulunan Tarafın Ehliyeti ve Tabi Olduğu Şekil Şartları

Miras sözleşmesinde ölüme bağlı tasarrufta bulunan tarafın miras sözleşmesi yapma ehliyeti olmalıdır. Dolayısıyla, yukarıdaki birinci örnekte Bay M tam ehliyetli olmalıdır. Ayırt etme gücüne sahip olmalıdır, ergin olmalıdır ve kısıtlı olmamalıdır. Ama miras sözleşmesinin diğer tarafını oluşturan kişinin yani ölüme bağlı tasarrufta bulunmayan kişinin tam ehliyetli olmasını aramıyoruz ona sadece genel ehliyet kurallarını uyguluyoruz.

Mirastan feragat sözleşmesinde de (yani yukarıdaki ikinci örnekte) feragati kabul eden taraf ölüme bağlı tasarrufta bulunuyor. Dolayısıyla, onun tam ehliyetli olması lazım. Diğer taraf ise genel ehliyet kurallarına tabidir.

Miras sözleşmesi resmi vasiyetname şeklinde yapılacak. O halde şekle ait kuralları da ölüme bağlı tasarrufta bulunan tarafa uygulayacağız. Diğer tarafın irade açıklaması yani ölüme bağlı tasarrufta bulunmayan tarafın irade açıklaması resmi şekle tabi değildir.

Aslında uygulamada, böylesine bir sözleşme zaten noterde yapılır ve hayatın doğal akışında olayların birçoğunda her iki tarafın irade açıklaması da zaten noter huzurunda gerçekleştirilir. Aynı şekilde mirastan feragat sözleşmeleri de resmi şekle tabidir, onlar da miras sözleşmesi şeklinde yapılmak zorundalar. Burada da hayatın doğal akışında olayların birçoğunda her iki tarafın irade açıklaması yine aynı şekilde resmi memur huzurunda, noter huzurunda gerçekleşir.

Miras Sözleşmelerinde Temsil

Ölüme bağlı tasarrufta bulunma hakkı, nasıl bir haktır? Mutlak anlamda şahsa sıkı surette bağlı bir haktır. Dolayısıyla, kanuni temsil ve iradi temsil yasağı vardır. Miras sözleşmelerinde de ölüme bağlı tasarrufta bulunan tarafın bir kanuni temsilci veya iradi temsilci eliyle temsil edilmesi söz konusu olmaz. Ama miras sözleşmesinde ölüme bağlı tasarrufta bulunmayan taraf genel ehliyet kurallarına tabi olduğu için onun bakımından gerek kanuni temsil gerekse iradi temsilden yararlanmak mümkün olabilir.

Miras Sözleşmesinin İptal Edilebilirliği

Peki, ölüme bağlı tasarrufta bulunan taraf yani tam ehliyetli olması gereken taraf, tam ehliyetli değilse söz konusu miras sözleşmesi kendiliğinden kesin hükümsüz müdür yoksa iptal edilebilirlikle sakat mıdır? Artık biliyoruz ki, sağlar arası hukuki işlemlerde temel prensibimiz; ehliyet kurallarına aykırılık varsa örneğin kişi tam ehliyetsizse onun yaptığı bu hukuki işlem kendiliğinden kesin hükümsüzlükle sakattır. Ama ölüme bağlı tasarruflarda vasiyetnamelerde de miras sözleşmelerinde de kanun koyucu iptal edilebilirliği tercih etmiştir. Yani tam ehliyetli olması gereken taraf örneğin tam ehliyetsizse bu kişinin vefatında onun mirasçıları söz konusu ölüme bağlı tasarrufun iptalini talep edebileceklerdir.

Miras Sözleşmesinin Mirasbırakan Tarafından İptal Edilebilirliği

Bu noktada belki bir şeyi hatırlatmakta fayda var, o da şu: Örneğin, kişi miras sözleşmesini yaptığında ayırt etme gücünden yoksundu, sonra sağlığında ayırt etme gücünü kazandı. Acaba sağlığında söz konusu ölüme bağlı tasarrufu hükümsüz hale getirmek isteyebilir mi? Onun ölümünden sonra mirasçılarının böylesine bir iptal davası açmasını beklemek zorunda mıyız? Doktrin haklı olarak şunu söylüyor: Kişi sağlığında da söz konusu ölüme bağlı tasarrufun yani miras sözleşmesinin iptali için bir dava açabilir.

Medeni Kanunumuzun “İrade sakatlığı” kenar başlığını taşıyan 504. maddesi diyor ki:

“Mirasbırakanın; yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında yaptığı ölüme bağlı tasarruf geçersizdir.
Ancak mirasbırakan, yanıldığını veya aldatıldığını öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarrufu, tasarruf geçerli sayılır.”

Dolayısıyla, kanun koyucu irade sakatlıklarında dahi kişiye ölüme bağlı tasarrufunu (yani incelemekte olduğumuz konu bakımından vurgularsak miras sözleşmesini) iptal edebilme hakkını vermiş bulunuyor. İrade sakatlıklarında dahi bu imkânı tanıdıysa o zaman ehliyetsizlik halinde de bu hakkı ona evleviyetle tanımamız gerekir, a fortiori tanımamız gerekir. Dolayısıyla doktrin diyor ki, ayırt etme gücünü sonradan kazanan kişi sağlığında miras sözleşmesinin iptali için bir dava açabilir.

Miras Sözleşmesinin Şekli

Medeni Kanunun “Miras sözleşmesi” kenar başlığını taşıyan 545. maddesi diyor ki:

“I. Şekli:
Miras sözleşmesinin geçerli olması için resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir.”

 Resmi vasiyetnameyi kimler düzenleyebiliyordu? Resmi memurlar düzenleyebiliyordu. Resmi memurdan kastımız da özellikle uygulamada noterlerdir. Sulh hukuk mahkemesi hâkimi, noterler ayrıca kanunla kendisine bu yetki verilen memurlar resmi vasiyetname düzenleme hak ve yetkisine sahiplerdir. Örneğin, yabancı ülkelerdeki Türk konsoloslukları resmi vasiyetname düzenleme hak ve yetkisine sahiptirler.

Arka Arkaya Bildirim

Demek ki resmi memur önünde bir miras sözleşmesi düzenleyeceğiz. Bu miras sözleşmesi genellikle uygulamada noterler tarafından düzenlenecek. Noterler tarafından düzenlenen bu miras sözleşmesinde de şu hususlara dikkat etmemiz gerekecek: Medeni Kanun 545 fıkra 2 diyor ki:

“Sözleşmenin tarafları, arzularını resmi memura aynı zamanda bildirirler ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar.”

 Bir defa kanun koyucu, hayatın doğal akışını olayların birçoğunu dikkate alarak prensip itibariyle her iki tarafın da ölüme bağlı tasarrufta bulunduğunu varsayarak hareket etmiş. Biz de bu örnek üzerinden gidelim. Her iki taraf da ölüme bağlı tasarrufta bulunuyorsa her iki taraf da bu resmi şekil kurallarına yani resmi vasiyetname yapılmasına dair kurallara tabidir. Dolayısıyla, kanun koyucu diyor ki sözleşmenin tarafları son arzularını resmi memura aynı zamanda bildirirler. “Aynı zamanda” ifadesi nasıl anlaşılmalıdır? Art arda, peş peşe, değil mi? İşlemde bütünlük kuralını ihlal etmeksizin, araya bir fasıla girmeksizin son arzularını birlikte beyan etmeliler, art arda beyan etmeliler.

Arkasından resmi vasiyetnamedeki kuralları hatırlayalım: Okunarak ve imzalanarak yapılan resmi vasiyetname, okuma yazma bilen kişilerin tercih edeceği bir yoldur. Okunmaksızın ve imzalanmaksızın yapılan resmi vasiyetname de kaçınılmaz olarak okuma yazma bilmeyen kişiler tarafından seçilecek bir yoldur. Ama bir kişi okuma yazma biliyor olmasına rağmen okunmaksızın ve imzalanmaksızın yapılan bir resmi vasiyetnameyi de tercih edebilir. Ancak, hayatın doğal akışında olayların birçoğunda insanlar okuma yazma biliyorlarsa zaten okunarak ve imzalanarak gerçekleştirilen resmi vasiyetname tipini tercih edeceklerdir.

Dolayısıyla, taraflar son arzularını resmi memura bildirdikten sonra resmi memur bu son arzuları yazacak veya yazdıracaktır. Bizzat yazması şart değil, noter söz konusu metnin yazımı konusunda kâtibinin yardımından da yararlanabilecektir. Arkasından miras sözleşmesi yaparak ölüme bağlı tasarrufta bulunan bu kişiler söz konusu metni elbette okuyacaklar. Eğer bu metin son arzularına uygunsa herhangi bir müdahaleleri olmayacaktır ama son arzularına uygun değilse o zaman örneğin diyecekler ki, “A paragrafı yanlış yazılmış, B paragrafı yanlış yazılmış, lütfen düzeltin.”. Bu düzeltmeler gerçekleştirilecek. Arkasından artık bu metin onların son arzularına uygunsa bu belgeyi noter ve tanıklar huzurunda imzalayacaklar. Resmi vasiyetnamede imzayı kimin huzurunda atıyorlar. Resmi memurun huzurunda atıyorlar. Miras sözleşmesinde ise imzalar resmi memurun ve de tanıkların huzurunda atılıyor. Zira Medeni Kanunun 545. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesine göre
“ ... ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar.”

Arkasından da kişilerin artık tanıkların huzurunda bir beyanda bulunmaları gerekir. Taraflar, “Söz konusu ölüme bağlı tasarrufun metnini okuduk, son arzularımızı içerdiğine kanaat getiriyoruz ve bu çerçevede de metni imzaladık.” diyecekler.

Tanıkların Şerhi

Tarafların bu beyanı üzerine de tanıklar diyecekler ki: “Ölüme bağlı tasarrufta bulunanlar söz konusu metni huzurumuzda okudular ve işbu metni kendi arzularına uygun buldular ve biz kişileri tasarrufa ehil gördük.” Bütün bu beyanları da miras sözleşmesine yazılacak yani şerh edilecek.

Artık tekrar tekrar okunmaksızın ve imzalanmaksızın yapılan miras sözleşmesinin detayına girmiyorum çünkü o konudaki kuralları resmi vasiyetnamelere ilişkin bölümde detayıyla anlattım. Oradaki kuralları miras sözleşmelerine uygularsınız.

Miras Sözleşmesinin Saklanması

Resmi vasiyetnamenin saklanması gerekir. Zira “Vasiyetnamenin saklanması” kenar başlığını taşıyan 537. maddeye göre:

“Resmi vasiyetnameyi düzenleyen memur, vasiyetnamenin aslını saklamakla yükümlüdür.”

Tabi, bu ayrıca Noterlik Kanunundan da kaynaklanıyor. Noterlik Kanununa göre de resmi vasiyetnamelerin re’sen düzenleme şeklinde yapılması gerekiyor. Re’sen düzenleme şeklinde yapılması gereken senetler de noterler tarafından saklanmak zorundadır. Noterlik Kanununun. 84. maddesi bize bunu emreder.

Medeni Kanuna göre miras sözleşmelerinin saklanması zorunlu değildir. Medeni Kanunda miras sözleşmelerinin saklanmasına dair bir hüküm göremiyoruz. Bununla birlikte Noterlik Kanunu’na göre miras sözleşmelerinin de saklanması gerekiyor zira onlar da resmi vasiyetname şeklinde yani re’sen düzenleme şeklinde yapılacaklar. Dolayısıyla da noterin miras sözleşmesini saklaması gerekecek.

Ölüme Bağlı Tasarrufların Sona Ermesi

Vasiyetnameden Açıkça Dönme

Medeni Kanunumuzun “Vasiyetten dönme” kenar başlığını taşıyan 542. maddesine göz atmamız gerekiyor. Aslında “Vasiyetnameden dönme” olmalıydı çünkü vasiyet, muayyen mal vasiyeti için kullandığımız bir terimdir. 542. madde diyor ki, kişi vasiyetnamesinden yeni bir vasiyetname yaparak dönebilir.
Aslında biz şöyle söylesek daha doğru olur: Kişi, yeni bir vasiyetname yaparak vasiyetnamesinden dönebilir ama yeni bir ölüme bağlı tasarruf yaparak da vasiyetnamesinden dönebilir. Örneğin kişi, önce bir vasiyetname yapabilir, arkasından bir başka şahısla miras sözleşmesi yaparken bu vasiyetnamesinden döndüğünü de beyan edebilir.

Ama biz Medeni Kanunun sistematiği içerisinde kalalım ve maddenin lafzına bağlı kalalım: Medeni Kanun madde 542 diyor ki:

“Mirasbırakan, vasiyetname için kanunda öngörülen şekillerden birine uymak suretiyle yeni bir vasiyetname yaparak önceki vasiyetnameden her zaman dönebilir.”

“Vasiyetnamenin tamamından veya bir kısmından dönülebilir.”

Vasiyetname tek taraflı bir hukuki işlemdir. Vasiyetnameyi yapan kişi vefat edinceye kadar her zaman vasiyetnamesinden dönebilir. Peki, Medeni Kanunumuz acaba belirli bir şekil şartı getiriyor mu? Resmi vasiyetname yaptın, ancak ve ancak resmi vasiyetname yaparak dönebilirsin! El yazılı vasiyetname yaptın, ancak ve ancak el yazılı vasiyetname yaparak dönebilirsin! Böyle bir kuralı var mı Medeni Kanunumuzun? Tam tersine diyor ki: “Mirasbırakan, vasiyetname için kanunda öngörülen şekillerden birine uymak suretiyle yeni bir vasiyetname yaparak önceki vasiyetnameden her zaman dönebilir.” Dolayısıyla, bir resmi vasiyetname yapmış olan kişi, bunu ikinci bir resmi vasiyetnameyle de ortadan kaldırabilir, el yazılı vasiyetnameyle de sonlandırabilir. Veya el yazılı vasiyetname yapmış olan kişi resmi vasiyetname yaparak da birinci vasiyetnamesine son verebilir.

Bize bir tane yapılmış birinci vasiyetname bir de ikinci vasiyetname lazım. Bu ikinci vasiyetnamenin yani bu geri alma vasiyetnamesinin, (birinci vasiyetnameden dönmeye ilişkin vasiyetnamenin) geçerli olması gerekir. Eğer o geçersizse, örneğin şeklen sakatsa, örneğin ehliyetsizlik sebebiyle sakatsa o zaman yapılan ikinci vasiyetname kişinin vefatından sonra iptal edilebilecektir. O zaman bu geri alma vasiyetnamesi geçersiz olduğu için elbette yapılan birinci vasiyetname ayakta kalmaya devam edecektir.

Vasiyetnameden Kısmen Dönülmesi

Medeni Kanunumuzun 542. maddesinin 2. fıkrası diyor ki,

“Vasiyetnamenin tamamından veya bir kısmından dönülebilir.”

Yani bir kısmi geri alma da mümkündür. Bir vasiyetnamenin içerisinde mirasçı atamaları olabilir, çeşitli muayyen mal vasiyetleri olabilir. Vasiyetçi, vasiyetnamesindeki birtakım hükümleri muhafaza etmek isteyebilir, birtakım yaptığı ölüme bağlı tasarrufları ise ortadan kaldırmak isteyebilir. Bu çerçevede de kısmi bir geri almayla karşı karşıya kalabiliriz.

Şuna vurgu yapmamız lazım: Bu aslında, nasıl bir geri almadır? Bu açıkça bir geri almadır. Yani kişi herhangi bir şüpheye mahal bırakmaksızın ikinci vasiyetnamesinde birinci vasiyetnamesinden rücu ettiğini açıkça beyan ediyor. Böyle bir durumla karşı karşıysak işimiz kolay. Diyeceğiz ki, birinci vasiyetname, yapılan ikinci geri alma vasiyetnamesiyle sona erdirilmiştir.

Geri Alma Vasiyetnamesini Geri Alan Üçüncü Vasiyetname

Bu noktada, kitaplarda yer alan bir tartışmaya kısaca değinmek istiyorum: Acaba bir kişi vasiyetname yaparsa ve ardından ikinci bir vasiyetnameyle birincisinden rücu ederse ancak daha sonra “geri alma vasiyetnamesini” geri alırsa ne olur?

Yani birinci vasiyetnamemiz var. Arkasından dönmeye ilişkin ikinci vasiyetnamemiz var. Arkasından üçüncü bir vasiyetname yapıldığına tanık oluyoruz ve fakat bu vasiyetname “geri almaya ilişkin ikinci vasiyetnameyi” geri alıyor. Acaba peşinen kişinin birinci vasiyetnamesinin geçerli olmasını arzu ettiği sonucuna varabilir miyiz? Doktrindeki bir görüş; eğer bu üçüncü vasiyetname sadece geri almaya ilişkinse, içinde başkaca hiçbir düzenleme yoksa o zaman birinci vasiyetnamenin ayakta tutulması gerektiğini söylüyor.

Doktrindeki bir diğer görüş de bize şunu söylüyor: Yorum kuralları içerisinde vasiyetnameleri ayakta tutmaya dair bir prensip var. Ama kanuni intikal ilkelerine bağlılık prensibi de var. Dolayısıyla, diğer görüş de diyor ki, böylesine bir ihtimalde peşinen birinci vasiyetnamenin canlandırılması söz konusu olamaz, birinci vasiyetnamenin geçerli olduğu kanaatine erişilemez. Kural olarak kanuni intikal ilkelerine, yasal mirasçılık ilkelerine geri dönüldüğünü kabul etmek gerekir diyor.

Vasiyetnamenin Zımni Olarak Geri Alınması

Vasiyetnamenin açıkça geri alınmasını konuştuk. Şimdi, bir vasiyetnamenin böyle açıkça geri alınmayıp iki vasiyetnamenin aynı anda yürürlükte olduğu ihtimali konuşacağız.

Yani Medeni Kanunumuzun 544. maddesinin 1. fıkrasını konuşacağız. Kısacası, ortada birinci vasiyetname var ve ikinci vasiyetname var ama ikinci vasiyetnamede açıkça birincisini geri almaya ilişkin bir tasarruf yok. Nasıl yorumlayacağız? Acaba birinci vasiyetname ayakta mı? İkinci vasiyetname birinciyle nasıl bir ilişki içerisinde?

Medeni Kanunun “Sonraki tasarruflar” kenar başlığını taşıyan 544. maddesi bize şunu söylüyor:

“Mirasbırakan, önceki vasiyetnamesini ortadan kaldırmaksızın yeni bir vasiyetname yaparsa kuşkuya yer bırakmayacak surette önceki vasiyetnameyi tamamlamadıkça sonraki vasiyetname onun yerini alır.”

Açıkça bir geri alma beyanı yoksa o zaman kanun koyucu bir karine yaratıyor. “Prensip itibariyle ikinci vasiyetnamenin birinci vasiyetnameyi geri aldığını kabul ettim.” diyor.

Aksi ispatlanabilir ama nasıl ispatlanmalıdır? Aynen kanun koyucunun ifadesiyle tekrar söyleyecek olursam: “ ... önceki vasiyetnamesini ortadan kaldırmaksızın yeni bir vasiyetname yaparsa kuşkuya yer bırakmayacak surette önceki vasiyetnameyi tamamlamadıkça sonraki vasiyetname onun yerini alır.” Demek ki aksi mümkündür ama aksi ispatlanmalıdır yani ikinci vasiyetnamenin birinciyi vasiyetnameyi kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde tamamladığı olgusu ispatlanmalıdır. Bu ispatlanmadığı sürece karine, ikinci vasiyetnamenin birinci vasiyetnameyi ortadan kaldırdığı yönündedir.

Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.