Bugün itibariyle mirasın intikalinden bahsedeceğiz. Aslında çok anlattık. Ama yine de ana hatlarıyla hatırlatmamız gerekecek. Yasal ve atanmış mirasçılara intikal olgusundan bahsettikten sonra ne yapacağız? Vasiyet alacaklılarının hukuki statüsüne, onların mirastaki hak sahipliğine değineceğiz. Aslında daha önce de değindik ama yine de derli toplu bir şekilde bir kez daha bunu vurgulamamız gerekecek.
Arkasından da bugünkü büyük başlığımız mirasın reddi olacak.
Mirasın Kazanılması ve Küllî Halefiyet İlkesi
Bizim Medenî Kanunumuz biliyorsunuz ne yapmış bulunuyor? 599. maddesinde mirasın yasal ve atanmış mirasçılara kendiliğinden intikal etmesine ilişkin bir düzenleme getirmiş bulunuyor. 599. maddeyi şöyle tane tane okuyayım. Zaten bakınız üst başlığımız “İkinci Ayırım Mirasın Kazanılması”. Kenar başlık “A. Kazanma. I. Mirasçılar tarafından”. Yani miras mirasçılar tarafından nasıl kazanılıyor bunu düzenleyen bir madde. Diyor ki TMK m. 599/f. 1:
“Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar.”
Madde son derece açık. Bir defa mirasbırakanın ölümü ile kazanıyorlar, kendiliğinden kazanıyorlar. Çünkü arkadan gelen cümle parçası: “… kanun gereğince kazanırlar.”
Peki, bu cümlenin içerisinde, bu fıkranın içerisinde dikkatimizi çeken diğer detay ne? Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kazanırlar. Yani bakıldığında terekenin aktiflerini de, terekenin pasiflerini de ne yaparlar? Kazanırlar, edinirler, iktisap ederler.
Şimdi 2. fıkraya bakalım:
“Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın aynî haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar.”
Son fıkrayı da okuyayım, kulağımızda kalsın.
“Atanmış mirasçılar da mirası, mirasbırakanın ölümü ile kazanırlar. Yasal mirasçılar, atanmış mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik hükümleri uyarınca teslim etmekle yükümlüdürler.”
Şimdi, biz aslında bunları defalarca konuştuk ama tekrar 2. fıkranın içerisine girelim ve tekrar hatırlatalım. Bir defa ne diyor kanun koyucu m. 599/f. 2’de? Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın aynî haklarını, alacaklarını … doğrudan doğruya kazanırlar diyor.
İntikali Mümkün Olmayan Haklar
Arayı atlayarak okudum. Kanunda öngörülen ayrık durumu hatırlıyor muyuz?
İntifa hakkı şahısla kaim bir haktır değil mi? Mirasbırakana ait bir intifa hakkı varsa onun ölümüyle beraber sona erer (TMK m. 797/f. 1) dolayısıyla da mirasçılarına intikal etmez.
Mirasbırakana ait bir oturma hakkı, eski Medenî Kanundaki deyimi ile bir sükna hakkı varsa, onun ölümüyle sona erer (TMK m. 823/f. 2) dolayısıyla da mirasçılarına intikal etmez.
Oysaki TMK m. 826/f. 2 uyarınca üst hakkı, TMK m. 837/f. 2 uyarınca kaynak hakkı, aksi kararlaştırılmadığı sürece, miras yoluyla intikal eden haklardır.
Kısacası, kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın aynî haklarını, mülkiyet hakkını ya da sınırlı ayni haklarını, yani miras yoluyla intikali mümkün olan irtifak haklarını, rehin haklarını iktisap ederler.
Fer’i Hakların Durumu
Ama rehin haklarını tabii ne şekilde iktisap edecekler? Bunlar alacağa bağlı haklar değil mi? Mirasbırakanın miras yoluyla intikali mümkün nitelikteki alacakları onun ölümüyle mirasçılarına intikal edince, mirasçılar o alacağı teminat altına alan fer’i (bağlı) hakları da örneğin taşınmaz rehnini, taşınır rehnini de ne yapacaklar? Kendiliğinden iktisap edecekler.
Kendiliğinden İktisap - Taşınmazların İktisabı
Ne diyor kanun koyucu? Mirasbırakanın aynî haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar.
Mirasçılar, tereke üzerinde kendiliğinden hak sahibi oluyorlar.
Aynı şekilde zilyetlik de kendiliğinden mirasçılara geçiyor değil mi? Zilyetlik de kendiliğinden mirasçılara geçiyor.
Kendiliğinden intikal ilkesi benimsenmiştir diyoruz. Taşınmazlarda da mülkiyetin mirasçılara geçişi için (kurucu nitelikte) bir tescile ihtiyaç yoktur.
Taşınmazlarda tapu kütüğüne yapılacak tescil nasıl bir tescil? Açıklayıcı nitelikte bir tescil. TMK m. 705/f. 2 ve m. 716/f. 2’ye bakabilirsiniz.
Bir Bütün Olarak İntikal - Borçların da İntikali
Borçlar da kendiliğinden mirasçılara intikal edecek değil mi zira onlar terekeyi bir bütün olarak iktisap ederler. Yani miras hukuku sistemimizde küllî halefiyet ilkesi benimsenmiştir.
Dolayısıyla 599. madde bize küllî halefiyeti açıklayan bir maddedir diyebiliriz. Bakın kanun koyucu 1. fıkrada “Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar.” diyor. Bu bütünün içerisinde neler var? Aktifler var, taşınırlar, taşınmazlar, haklar, alacaklar var. Ve tabii neler de var? Borçlar var.
İntikali Mümkün Olmayan Borçlar
İlk dersimizde ben anlattığımı hatırlıyorum. Dikkat edilmesi gereken bir şey var. Neler intikal ediyor? Miras yoluyla intikali mümkün olan haklar ve alacaklar intikal ediyor. Biraz önce intifa ve sükna hakkının intikal etmeyeceğini, mirasçılara geçmeyeceğini söyledim.
Bazı borçlar da bazı alacaklar da mirasçılara intikal etmiyor değil mi? Örneğin hizmet akdinde bir defa işçinin ölümü halinde bu borçlar ne olmuyor? İşçinin mirasçılarına geçmiyor. Nitekim Borçlar Kanunu da hizmet sözleşmesinin işçinin ölümü üzerine kendiliğinden sona ereceğini kabul ediyor (TBK m. 440/f. 1, c. 1).
İşverenin ölümü hâlinde durum nasıl? Hatırlayın lütfen. Hizmet sözleşmesi ağırlıklı olarak işverenin şahsı dikkate alınarak yapılmış ise işverenin ölümüyle beraber onun alacaklarının, mirasçılarına geçmeyeceği aşikâr. Nitekim Borçlar Kanunu da böyle bir sözleşmenin işverenin ölümü üzerine kendiliğinden sona ereceğini öngörüyor (TBK m. 441/f. 2, c. 1).
Temsil Yetkisi
Demek ki bunları da böyle hatırlattıktan sonra temsil yetkisine gelelim. Temsil yetkisi de kendiliğinden sona eriyor değil mi, ölümle beraber. Ama işin mahiyetinden aksi anlaşılıyorsa veya aksi kararlaştırılmışsa temsil yetkisi ne yapabiliyor? Ölümden sonra da devam edebiliyor. Borçlar Kanunu’nun 43. maddesini de bir hatırlatalım öyle devam edelim.
Borçlar Kanunu’nun 43. maddesinin kenar başlığı “Ölüm, ehliyetsizlik ve diğer durumlar” ve hüküm şöyle:
“Hukuki işlemden doğan temsil yetkisi, aksi taraflarca kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça, temsil olunanın veya temsilcinin ölümü, … durumlarında sona erer.”
Yine bizimle ilgili olmayan kısmı atladım. Temsil yetkisi, temsil olunanın veya temsilcinin ölümü halinde sona erer.
Dolayısıyla demin de vurgulamaya çalıştığım üzere sadece miras yoluyla intikali mümkün olan haklar ve alacaklar, miras yoluyla intikali mümkün olan borçlar mirasçılara kendiliğinden, mirasbırakanın ölümü anında intikal ediyor.
Vekalet Sözleşmesi
Yine hatırlatayım. Vekâlet sözleşmesinde vekilin veya müvekkilin ölümü üzerine ne oluyor? Vekâlet sözleşmesi sona eriyor.
Ama mandatum post mortem kavramı var. Roma hukukundan gelen bir kavram. Yani vekâlet sözleşmesinde de aksini kararlaştırmak mümkün. Örneğin müvekkilin ölümü üzerine vekâlet ilişkisinin yine de devam edebileceğine dair tarafların anlaşması mümkün.
Ya da işin niteliği bunu gerektirebilir. TBK m. 513/f. 1’e bir bakalım:
“Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça sözleşme, vekilin veya vekâlet verenin ölümü, … ile kendiliğinden sona ermiş olur. …”
Vekâletin sona ermesi vekâlet verenin menfaatlerini tehlikeye düşürüyorsa, vekâlet veren veya mirasçısı ya da temsilcisi, işleri kendi başına görebilecek duruma gelinceye kadar, vekil veya mirasçısı ya da temsilcisi, vekâleti ifaya devam etmekle yükümlüdür.”
Eser Sözleşmesi
Eser sözleşmesinde de yüklenicinin şahsı önem arz ediyorsa, eser sözleşmesi onun kişisel nitelikleri göz önünde bulundurularak yapılmış ise, yüklenicinin ölümü üzerine eser sözleşmesi de kendiliğinden sona eriyor. Dolayısıyla bu çerçevede yüklenicinin borçları da onun mirasçılarına intikal etmiyor. TBK m. 486 şöyle kaleme alınmış:
“Yüklenicinin kişisel özellikleri göz önünde tutularak yapılmış olan sözleşme, onun ölümü … durumunda kendiliğinden sona erer. Bu durumda işsahibi, eserin tamamlanan kısmından yararlanabilecek ise, onu kabul etmek ve karşılığını vermekle yükümlüdür.”
Mirasbırakanın Borçlarından Kişisel Sorumluluk
Biraz da borçlara bakalım. Gördüğünüz gibi mirasçılar kendiliğinden mirasçı oldular. Yani gece yarısı saat 03.05’te örneğin Ç’nin babası Bay B öldü. Bay B’nin ölümüyle Ç, gece yarısı 03.05’te hiçbir şekilde haberi olmadan, kendiliğinden mirasçı oldu. Gece yarısı 03.05’te söz konusu miras yoluyla intikali mümkün olan haklar, alacaklar ve borçlar, kendiliğinden Bay B’nin mirasçısı olan Ç’ye intikal etti. Yani mirasçının ölümü öğrenmesine gerek yok, mirası iktisap etmeye dair bir iradeye sahip olmasına ve bunu açıklamasına gerek yok. Bu iş kanun gereğince, kendiliğinden gerçekleşti.
Ve üstelik neyin de farkındayız? Biraz önce de söylemiştim, tekrar vurgulamakta fayda var. Mirasçılar, mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak da sorumlu oldular, değil mi? Bizim örneğimizde Bay B vefat etti gece yarısı 03.05’te. 03.05’i deyim yerindeyse 1 salise geçe çocuk Ç, onun borçlarından da miras yoluyla intikali mümkün olan borçlarından da sorumlu oldu. Üstelik tereke mallarıyla sınırlı bir sorumluluk değil, kişisel bir sorumluluk. Yani kendi kişisel malları ile de sorumlu hâle geldi kanun gereğince. TMK m. 599’un 2. fıkrasına tekrar bakalım.
TMK m. 599/f. 2 şöyle söylüyor:
“… ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar.”
Mirasçılar, mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar.
Devlet Kendisine İntikal Eden Mallarla Sınırlı Olarak Sorumludur
Bunun istisnası nerede vardı? Devlet son mirasçıydı, Devlet son mirasçı sıfatıyla mirasbırakanın borçlarından şahsen değil, kendisine intikal eden tereke mallarıyla sınırlı olarak sorumlu oluyordu, değil mi? Bunu da daha önceki derslerimizde konuşmuştuk. Yine de TMK m. 631’i bir hatırlayalım:
“Mirasın Devlete geçmesi hâlinde sulh mahkemesi, re’sen yukarıdaki usuller uyarınca terekenin resmî defterini düzenler.
Devlet, deftere yazılan borçlardan sadece miras yoluyla edindiği değerler ölçüsünde sorumludur.”
Mirasın Reddi, Resmî Defter Tutma ve Resmî Tasfiye
Şimdi gelelim şuraya: Gördüğünüz gibi kişinin hiçbir şekilde ölümden haberi yok, mirasçı olmaya dair hiçbir niyeti yok, mirasçı olmaya dair herhangi bir irade açıklaması da yok. Kendiliğinden mirasçı oldu. Ve borçlardan da kendi kişisel malları ile sorumlu oldu.
Şimdi tereke borca batıksa bizim Medenî Kanunumuz bazı ek şartların da gerçekleşmesiyle beraber şunu söylüyor: Mirasçılar zaten mirası reddetmiş olsalar gerekir diyor. Yani hükmî ret kavramını konuşuyoruz. Eğer tereke borca batıksa ve bu durum resmen sabitse, bu konuda örneğin bir mahkeme kararı varsa, örneğin mirasbırakanın aleyhine bir aciz vesikası alındıysa, kanun koyucu, mirasçıları korumak için diyor ki, ben mirasın hükmen reddedildiğini kabul ediyorum. Mirasın reddedildiği karinesini koyuyorum diyor (TMK m. 605/f. 2).
Peki bir başka ihtimal. Tereke böyle borca batık değil. Evet, borca batıklık ihtimalinde ilave şartların da gerçekleşmesiyle kanun koyucu mirasçıları korumuş. Ama şimdi bir de şunu düşünelim. Kişi hiçbir şekilde mirasçı olma niyetinde değil. Hiçbir şekilde babasından kendisine bir servetin geçmesini istemiyor. Çeşitli sebeplerle, değil mi? Haklı bir sebebi olması da şart değil.
İşte kanun koyucu, ne yapıyor? Biraz sonra anlatacağımız mirasın reddi müessesesini yaratıyor. Diyor ki: Ben mirasçıları iradeleri hilafına mirasçı kıldım. Neden? Tereke sahipsiz kalmasın diye. Roma hukukundan gelen bir ilkemiz var. Sahipsiz tereke olmaz ve tereke sahipsiz kalamaz. Son mirasçı Devlettir. Tereke malları, sahipsiz kalırsa, hukuka aykırı saldırılara açık olur. Tereke malları yok edilebilir, çalınabilir, hasara uğratılabilir. Değil mi?
Dolayısıyla kanun koyucu sahipsiz tereke olmaz ilkesini benimsediği için mirasın da kendiliğinden yasal mirasçılara intikal edeceğini kabul etmiş. Elbette atanmış mirasçılar için de aynı kural geçerli. Ona da az sonra değineceğim.
Demek ki bu küllî halefiyet ilkesini kanun koyucu mirasın reddi müessesesiyle deyim yerindeyse yumuşatıyor. Buna istisnalar getiriyor.
Hatta, mirasın reddinin yanı sıra, mirasçılar ne yapabiliyorlar? Mirasın resmî defterinin tutulmasını da talep edebiliyorlar. Resmî defter tutulmasının sonunda da kendilerine seçenekler sunuluyor (TMK m. 627):
(1) Mirası reddetmek mi istiyorsunuz?
(2) Mirası kayıtsız şartsız kabul mü etmek istiyorsunuz?
(3) Mirası tutulan deftere göre mi kabul etmek istiyorsunuz?
(4) Yoksa, mirasın resmî tasfiyesini mi talep etmek istiyorsunuz?
Bütün bu seçenekler kendilerine sunuluyor. Hatta, mirasın defterinin tutulmasını talep etmek zorunda kalmadan ayrıca, en başından itibaren neyi de talep edebiliyorlar? Mirasın resmî tasfiyesini de talep edebiliyorlar.
Mirasın resmî defterinin tutulmasındaki özellik ne? Bay B vefat etti. Geride çocuğu Ç1 var, Ç2 var, sağ kalan eşi Bayan E var. Şimdi onlar açısından meseleye baktığımız zaman “Murisin alacakları mı var, borçları mı var, serveti ne kadar, mirası ret mi edelim, kabul mu edelim, eyvah borçlardan sorumlu olacak mıyız, şahsen sorumlu olacak mıyız, öyle mi olacak, böyle mi olacak…” Bir sürü tedirginlik var. Bir sürü bilinmezlik var.
İşte mirasın resmî defterinin tutulması bu bilinmezlikleri ortadan kaldırıyor. Mirasçılar şunu söylüyor değil mi? “Ey mahkeme, mirasın resmî defterini tut. Aktiflerini sapta, pasiflerini sapta, alacaklı olduğunu iddia edenlerin alacaklarının varlığını sapta. Sonra bize bütün bu deftere yazılan borçlarla ilgili ve deftere yazılan aktiflerle ilgili bilgi ver, biz tekrar bir düşünelim. Ölçelim, biçelim, tartalım. Aktifler mi fazla, pasifler mi fazla? Bu tutulan deftere yazılan borçlardan kişisel olarak da sorumlu olmak istiyor muyuz, olmak istemiyor muyuz? Bunları ölçelim, biçelim, tartalım ona göre mirası yine ya (1) reddedelim ya (2) kayıtsız şartsız kabul edelim veya (3) tutulan deftere göre kabul edelim ya da (4) mirasın resmî tasfiyesini isteyelim.” Bütün bu seçenekler mirasın defterinin tutulması ihtimalinde mirasçılara sunuluyor.
Demek ki küllî halefiyet ilkesini kanun koyucu bu şekilde yumuşatıyor. Mirasın reddiyle, mirasın resmî tasfiyesinin talep edilmesiyle ya da mirasın resmî defterinin tutulması müessesesiyle.
Resmî tasfiye nedir? Mirasçılar mirasbırakanın borçlarından hiçbir şekilde sorumlu tutulmuyor. Defter tutulmasında ise borçlardan sorumluluk ile ilgili çeşitli kurallar var, onları daha sonra anlatacağım.
Atanmış Mirasçılar
Şimdi gelelim nereye? Atanmış mirasçılara. Atanmış mirasçıların durumu farklı mı? Atanmış mirasçıların durumu da farklı değil. Onlar da kendiliğinden ne oluyorlar? Mirasçı sıfatına sahip oluyorlar. Değil mi? Bakınız tekrar hatırlatayım. 599. maddenin 3. fıkrasının 1. cümlesi:
“Atanmış mirasçılar da mirası, mirasbırakanın ölümü ile kazanırlar.”
3. fıkranın 2. cümlesini de okuyayım yine kulağımızda kalsın.
“Yasal mirasçılar, atanmış mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik hükümleri uyarınca teslim etmekle yükümlüdürler.”
Demek ki bu çerçevede yasal mirasçılar ile atanmış mirasçılar arasında herhangi bir fark yok. Atanmış mirasçılar da kendiliğinden ne oluyorlar? Mirasçı oluyorlar.
Onlar da mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu mudur? Onlar da mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumludur.
Manevi Tazminat Alacağının Hatırlatılması
Demek ki bütün bunları söyledikten sonra sadece ve sadece eksik bıraktığım bir tek şey kaldı. Aslında 1. sınıfta da anlatmıştım ama 1. sınıfın üzerinden de 3 sene geçti. Neyi hatırlatmam lazım? Manevi tazminat alacaklarını hatırlatmam lazım. Medenî Kanun m. 25’teki düzenlemeyi hatırlatmam lazım. Medenî Kanun m. 25’in 4. fıkrası bize ne diyordu?
“Manevî tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.”
Ayıklayarak okuyacak olursak: Manevî tazminat istemi mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.
Kişilik Haklarının İntikal Etmeyeceğinin Hatırlatılması
Şunları da hatırlatarak bitireyim.
Kişilik hakları da miras yoluyla geçmez. Kişiye bağlı haklar, kişiler ve aile hukukuna ilişkin haklar, kişiye bağlı haklar olduğu için bunlar da mirasçılara geçmez.
Kişilik hakları, dernekle olan üyelik ilişkisi, boşanma davası açma hakkı mirasçılara geçmez değil mi?
Velayet ve vesayet hakları mirasçılara geçmez. Nesebin reddi davası açma hakkı, soybağının reddi davası açma hakkı mirasçılara geçmez.
Vasiyet Alacaklıları (Musalehler)
Şimdi vasiyet alacaklısının hukuki durumuna geliyoruz. Aslında buna da daha önce epey değindim.
Vasiyet alacaklısı=musaleh. Yani lehine mal vasiyeti yapılan kişi anlamına geliyor.
Mirasbırakanın ölümü üzerine onlar da kendiliğinden bir hakka sahip oluyorlar ama onların kendiliğinden sahip oldukları hak sadece bir alacak hakkı. Onlar, mirasbırakanın vefatı üzerine yalnızca bir alacak hakkına sahip oluyorlar.
Zira TMK m. 600/f. 1’e göre:
“Vasiyet alacaklısı, vasiyeti yerine getirme görevlisi varsa ona; yoksa yasal veya atanmış mirasçılara karşı kişisel bir istem hakkına sahip olur.”
Dikkat! Maddedeki “vasiyeti yerine getirme görevlisi” ifadesini vasiyeti yerine getirme yükümlüsü olarak algılamak lazım.
Kısacası vasiyet alacaklısının hakkı nasıl bir hak? Nispi hak değil mi? Sadece vasiyet borçlusu ya da vasiyet borçlularına karşı ileri sürebileceği bir hakka sahip oluyor.
O halde şimdi de vasiyet borçlusunun kim olduğuna bakalım.
Vasiyet Borçluları
Eğer ayrıca bir vasiyet borçlusu atanmadıysa bunlar mirasçılara müracaat ediyorlar ve diyorlar ki “Ey mirasçılar, lütfen borcu ifa ediniz.” Örneğin mirasbırakan Bay M, Fatih’teki şu ada, şu pafta, şu parseldeki taşınmazının Bay A’ya ait olmasını istediyse, o zaman mirasçılar ne yapmak durumundalar? Ayrıca bir vasiyet borçlusu saptanmadıysa söz konusu taşınmazın mülkiyetini bu vasiyet alacaklısına intikal ettirmekle yükümlüler.
Ama dedi ki mirasbırakan “Bay A’ya 1.000 lira ödenmesini istiyorum.” Kimin tarafından? “Mirasçılarımdan olan çocuğum Ç1 tarafından.”
Şimdi burada da ne yaptı mirasbırakan? Bir vasiyet borçlusunu açıkça belirledi. O zaman bu 1.000 lirayı, Bay A’ya, Ç1’in ödemesi gerekiyor.
Vasiyet Borcunun Muacceliyeti
Peki söz konusu alacak hakkı ne zaman muaccel oluyor? Ne zaman doğuyor? Bir defa mirasbırakanın ölümü üzerine doğuyor.
Peki ne zaman muaccel oluyor? Derhâl mi muaccel oluyor? Mirasçıların mirası ne yapma hakları var? Mirası reddetme hakları var. Kural olarak da bu haklarını mirasbırakanın ölümünü ve kendi mirasçılık sıfatlarını öğrendikleri andan itibaren 3 ay içinde kullanmak durumundalar.
Dolayısıyla Medenî Kanunumuz diyor ki onların bu mirası reddetmeye ilişkin haklarına riayet etmek gerekir. Bu anlamda da muacceliyeti onların mirası ret haklarının düştüğü andan itibaren başlatmak gerekir.
Ret hakkının düşmesi başka şekillerle de karşımıza çıkacak. Mirası açıkça kabul edince de mirası reddetme hakkınızı yitirirsiniz. Tereke işlerine, tereke işlerinin yönetilmesinin gerektirmediği şekilde, terekenin korunmasının gerektirmediği ölçüde karışırsanız, o zaman da mirası reddetme hakkınızı yitirirsiniz, ret hakkınız düşer (TMK m. 610/f. 2). Buna sonra ayrıca değineceğim.
İşte kanun koyucu diyor ki 600. maddenin 2. fıkrasında:
“Bu alacak, tasarruftan aksi anlaşılmıyorsa vasiyet yükümlüsünün mirası kabul etmesi veya ret hakkının düşmesiyle muaccel olur.”
Fıkranın içerisindeki “tasarruftan aksi anlaşılmıyorsa” ifadesinden neyi anlamamız gerekiyor? Mirasbırakan ne yapabilir örneğin? Başka bir vade koyabilir. Geciktirici şarta bağlı kılabilir. Kanun koyucu söz konusu borcun muacceliyeti için böylesine olasılıklara da imkân tanımış bulunuyor.
Bu noktada şunu vurgulamam lazım. Geçmişteki derslerde de söyledim ama yine de hatırlatmakta fayda var. Şimdi vasiyet alacaklısı, alacak hakkı kazandı değil mi? Kime karşı? Yasal mirasçılara veya atanmış mirasçılara karşı veya özel olarak bir vasiyet yükümlüsü saptandıysa ona karşı bir alacak hakkının sahibi oldu. Bir nispi hakka sahip oldu. Yani mutlaka ve mutlaka önce o mirasçıların veya bir vasiyet yükümlüsü saptandıysa onun kapısını çalacak. Durum bu.
Vasiyet Borcunun İfası veya İfa Edilmemesi
Bay Ç yukarıdaki örnekte, mirasbırakan tarafından Bay A’ya 1.000 lira ödemekle yükümlü kılınmıştı. Bay Ç bu borcu gönül rızasıyla yerine getirmezse o zaman Bay A’nın ne yapması gerekiyor? Bay Ç aleyhine bir aynen ifa davası, bu para borcunun yerine getirilmesi için bir dava açması gerekiyor.
TMK 600. maddenin 3. fıkrasına göre:
“Vasiyet alacaklısı, yükümlülüğünü yerine getirmeyen vasiyet yükümlüsüne karşı, vasiyet edilen malın teslimini veya hakkın devrini; vasiyet konusu bir davranış ise, bunun yerine getirilmemesinden doğan zararın giderilmesini dava edebilir.”
Demek ki kanun koyucu aynen ifa veya aynen ifa mümkün değilse imkânsızlık sebebiyle tazminat davalarının mümkün olduğunu 600. maddenin 3. fıkrasında bize söylüyor.
Diğer örnekte de (yani Fatih’teki taşınmazın Bay A’ya ait olmasına dair muayyen mal vasiyeti örneğinde de) eğer mirasçılar söz konusu taşınmazın mülkiyetini Bay A’ya nakletmeye yanaşmazlarsa Bay A ne yapacak? Diyelim ki mirasçı olarak yine Ç1, Ç2 var. Bir de sağ kalan eş Bayan E var. Bu üçü aleyhine ne yapmak zorunda kalacak Bay A? Bir dava açmak zorunda kalacak. Ve gerçekten de açtığı davada aldığı bu yenilik doğuran kararla kendisi lehine tapuda açıklayıcı tescili yaptıracak değil mi? Elbette (TMK m. 705/f. 2 ve m. 716/f. 1).
Özel Durumlar
Kanun koyucu, vasiyet alacaklısı, kural olarak vasiyet borçlularına karşı bir alacak hakkına sahip olur dedi. Yani ayrıca bir vasiyet borçlusu belirlenmedi ise mirasçılara karşı bir alacak hakkına sahip olur dedi. Yani yasal veya atanmış mirasçılara karşı bir alacak hakkına sahip olur dedi. Eğer vasiyet yükümlüsü özel olarak belirlendi ise bu kez ona karşı bir alacak hakkına sahip olur dedi.
Kanun koyucu “Özel durumlar” kenar başlığı altında 601. maddenin 2. fıkrasında bakınız ne söylüyor:
“Kendisine mirasbırakanın ölümünde ödenecek bir sigorta alacağı vasiyet edilen kimse, kimse, sigorta sözleşmesinden doğan istem hakkını sigortacıya karşı doğrudan doğruya kullanabilir.”
Yani bu olasılıkta vasiyet alacaklısı doğrudan doğruya sigorta şirketinden talepte bulunabiliyor.
Aslında sözleşme kim ile kimin arasında yapıldı? Mirasbırakan ile sigortacı arasında yapıldı. Ama bu sözleşmede kime bir alacak hakkı kazandırıldı? Vasiyet alacaklısına bir alacak hakkı kazandırıldı. Kendisine mirasbırakanın ölümünde ödenecek bir sigorta alacağı vasiyet edilen kimse, sigorta sözleşmesinden doğan istem hakkını sigortacıya karşı doğrudan doğruya kullanabilir diyor kanun koyucu.
Muacceliyetten bahsettik. Muacceliyetin nasıl gerçekleşeceğinden söz ettik. Muacceliyet ne işe yarıyor hukuk sistemimizde?
Özellikle aynen ifanın talep edilebilirliği bakımından kıymet arz ediyor. Borçlu temerrüdünün söz konusu olup olmadığını saptamak bakımından kıymet arz ediyor. Bir de zamanaşımı bakımından kıymet arz ediyor. Değil mi? O halde zamanaşımından da söz edelim.
Vasiyet Alacağının Zamanaşımı
Zamanaşımı ne kadar? Zamanaşımı 10 yıl. 602. maddede söylemiş kanun koyucu.
“Vasiyet alacaklısının dava hakkı, ölüme bağlı kazandırmayı öğrenmesinin veya vasiyet borcu daha sonra muaccel olacaksa muaccel olma tarihinin üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.”
Mirasbırakanın Alacaklılarının Hakları Vasiyet Alacaklılarının Haklarından Önce Gelir
Bu noktada bir ilkemiz daha var. Diyelim ki Bay M öldü, geride mirasçı olarak çocukları Ç1, Ç2 ile sağ kalan eşi Bayan E kaldı.
Bir taraftan da bunlara yüklenmiş çeşitli vasiyet borçları var. “Yazlığımı A vakfına bırakıyorum. B’ye şu kadar milyon TL ödeyin. Arabamı C’ye bıraktım. Evimi D’ye bıraktım. Bankadaki paramı E’ye bıraktım, vs. vs.”
Birçok vasiyet borcu var. Fakat bu vasiyet borçları yerine getirildiğinde adeta deyim yerindeyse ne ile karşı karşıya kalabiliyoruz? Terekede hiçbir malvarlığı değerinin kalmamasıyla. Bu durumun mirasbırakanın alacaklılarına zarar vereceğinin farkındasınız.
Örneğin, kişi piyasaya 1 milyon TL borçlu. Terekesinde 5 milyon lira bir para var. Ama diyor ki “Bu 5 milyon lirayı ben A, B, C, D, E şahıslarına eşit olarak ödenmesini istiyorum.” Peki, bu 5 milyon TL’yi biz şimdi A, B, C, D, E şahıslarına dağıtacağız. Sonra? Terekede 0 TL kalacak öyle mi? Bir de piyasaya olan borçları var mirasbırakanın. Ne olacak? Bunlar nasıl ödenecek?
Alacaklılar alacaklarına nasıl kavuşacaklar? İşte kanun koyucu bunu engelliyor. Diyor ki “II. Alacaklıların durumu” kenar başlığı altında m. 603/f. 1’de:
“Mirasbırakanın alacaklılarının hakları, vasiyet alacaklılarının haklarından, … önce gelir.”
Ayıklayarak okudum. Mirasbırakanın alacaklılarının hakları, vasiyet alacaklılarının haklarından önce gelir.
Demek ki önce mirasbırakanın alacaklılarına olan borçları ödememiz lazım. Ancak ondan sonra, geri kalan malvarlığı değerlerini esas alarak mirasbırakanın yaptığı vasiyet kazandırmalarını yerine getirebiliriz.
Vasiyet Alacaklılarının Hakları da Mirasçıların Alacaklılarının Haklarından Önce Gelir
Şimdi hükmü bir de tümüyle okuyayım: Diyor ki kanun koyucu 603. maddenin 1. fıkrasının içerisinde:
“Mirasbırakanın alacaklılarının hakları, vasiyet alacaklılarının haklarından, vasiyet alacaklılarının hakları da mirasçıların alacaklılarının haklarından önce gelir.”
Mirasbırakanın alacaklılarının hakları öncelikli. Peki bir de kimlerin hakları var? Mirasçıların alacaklılarının hakları var.
Vasiyet alacaklılarının hakları ile mirasçıların alacaklılarının hakları karşılaştırıldığında kimi tercih ediyor kanun koyucu? Vasiyet alacaklılarının haklarını ön planda tutuyor. Vasiyet alacaklılarının hakları, mirasçıların alacaklılarının haklarından önce gelir diyor.
Örneğin çocuklardan Ç1’e bir vasiyet borcu yüklenmiş. Ama Ç1’in de o mirasın taksiminde iktisap edeceği malvarlığı değerlerine haciz koydurmayı bekleyen alacaklıları var.
Ç1 diyelim ki mirasın taksiminde terekenin bir kısmına sahip oldu. Şimdi alacaklıları gidip onun borçlarının cebri icra yoluyla ifası için ne yapacak? Söz konusu malvarlığı değerleri üzerine haciz koyduracak.
Ama dikkat! Mirasçının alacaklılarının bir önceliği yok. Tam tersine vasiyet alacaklılarının önceliği var. Zira hükmün ilgili kısmı aynen şöyle:
“… vasiyet alacaklılarının hakları … mirasçıların alacaklılarının haklarından önce gelir.”