Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
Tamam
X
18. Hafta 1. Ders

Ders notu

PDF formatında ders notu
Dersin videoları

Mirasın Resmî Defterinin Tutulması

Önce resmî defter tutmadan anlaşılması gerekeni bir konuşalım. Arkasından detaylarına beraberce bakacağız.

Bizi tabii en yakından ilgilendiren mesele mirasçıların, terekenin içinde ne olduğuna dair bilgi edinme hakları. Yani bir kişi vefat ettiğinde özellikle kendilerine neyin intikal ettiğini bilmeleri mirasçıların en doğal hakkı olsa gerek. Aynı şekilde en önemli meselelerden bir tanesi de mirasçıların, mirasbırakanın borçlarından şahsi sorumluluğu. Hatta ve dahi, birden fazla mirasçı varsa, bunların müteselsil olarak sorumlu olmaları.

Dolayısıyla bir gece yarısı saat 03.05’te bir yakınınızı kaybettiniz. 03.05’i deyim yerinde ise 1 salise geçe siz yatakta mışıl mışıl uyurken, ölümden haberiniz yokken, mirasçı olmaya dair en ufak bir iradeniz yokken mirasçı oldunuz. Ve kanun size dedi ki bu terekenin borçlarından şahsen de sorumlusun, yani kendi kişisel mallarınla da sorumlusun dedi. Hatta birden çok mirasçı varsa o zaman müteselsil olarak sorumlusunuz dedi.

Bunun nasıl bir ağır yük getirebileceğini hep beraber tahmin edebiliyoruz. Dolayısıyla kanun koyucu bir defa mirasın reddi müessesesini düzenliyor. Hükmî ret kavramını düzenliyor. Tereke borca batıksa ve bu durum örneğin resmen sabitse, mirasçılar mirası reddetmiş olsalar gerekir diye bir karine ortaya koyuyor. Ve mirasçılar mirası reddetmiş kabul ediliyorlar.

Ya da iradi ret seçeneği var. Mirasçılar ilgili prosedüre, ilgili sürece uyarak mirası reddedebiliyorlar.

Ama bunların yanı sıra hangi imkânı getiriyor? Diyor ki: Terekenin resmî olarak defterinin tutulması imkânını getiriyorum. Böylelikle mirasçılar terekenin aktiflerini, pasiflerini bilebilir hâle gelsinler. Gerçeği öğrensinler. Ondan sonra ölçsünler, biçsinler, tartsınlar, düşünsünler, karar versinler.

Kanun koyucu diyor ki:

Dilerlerse mirası tamamen, kesin şekilde kabul ediyoruz desinler.

Dilerlerse mirası reddediyoruz desinler.

Dilerlerse mirasın resmî tasfiyesini istiyoruz desinler.

Dilerlerse de mirası tutulan deftere göre kabul ediyoruz desinler.

Gördüğünüz gibi aslında kişinin vefatıyla beraber dört seçenek var. Mirasçı ne yapabilir? Mirası reddedebilir, mirası kesin olarak kabul edebilir, mirasın resmen tasfiyesini isteyebilir, mirasın resmî defterinin tutulmasını isteyebilir.

Peki resmî defterin tutulmasından sonra hangi seçenekler var? Mirası kabul edebilir, mirası reddedebilir, resmî tasfiye isteyebilir veya mirasın tutulan defter gereğince kabulü seçeneğini seçebilir.

Burada şunu biliyoruz biz: Mirası reddetti, mirastan pay alamıyor ve mirasbırakanın borçlarından sorumlu olmuyor.

Mirası kesin şekilde kabul etti. Mirastan pay alacak, mirasbırakanın borçlarından sorumlu olacak.

Mirasın resmî tasfiyesini istedi. Herhangi bir şekilde mirasbırakanın borçlarından şahsen sorumluluk altına girmeyecek. Tereke tasfiye edilecek, geriye bir şey kalırsa onu paylaşacak mirasçılar. Son derece güvenli bir liman. “Ey mahkeme, sen terekenin aktiflerini, pasiflerini tespit et. Borçlarını öde, alacaklarını tahsil et. Ondan sonra geriye bir şey kalırsa bana ver.” cümlesi resmî tasfiye cümlesi. “Ben hiçbir şekilde mirasbırakanın borçlarından şahsen sorumluluk altına girmek istemiyorum.” cümlesi resmî tasfiye cümlesi.

Peki resmî defter tutmanın sonunda reddetmedi, kesin kabul yönünde bir tavır sergilemedi ve resmî tasfiye talebinde de bulunmadı. Hangi karara varmak üzere? Tutulan defter gereğince kabul etme kararını vermek üzere. Bu kararı verirse o zaman sonuçlar neler? Bu kararı verdiğinde deftere yazılan borçlardan hem tereke mallarıyla hem de kendi kişisel mallarıyla sorumluluk altına giriyor.

Detaylarına gireceğim ama şu büyük resmi hafızamıza alalım. Şöyle ki:

Mirası reddettim. Herhangi bir şekilde pay alamam, borçlardan da sorumluluk altına girmem.

Mirası kabul ettim. Tümüyle kabul ettim, kesin bir şekilde kabul ettim. Elbette miras payım çerçevesinde bana düşen malvarlığı değerlerini talep edeceğim. Elbette mirasbırakanın borçlarından şahsen de sorumluluk altına gireceğim.

Mirasın resmî tasfiyesini talep ettim, hiçbir şekilde sorumluluk altına girmeyeceğim şahsen. Benden hiç kimse benim kişisel mallarımla ilgili bir kuruş talep edemeyecek.

Mirasın defterinin tutulmasının sonucunda mirası, tutulan deftere göre kabul ediyorum dedim. O zaman deftere yazılan borçlardan sorumluyum. Deftere yazılan borçlardan hem tereke mallarıyla hem de kendi kişisel mallarımla sorumluyum.

Şimdi beraberce Medenî Kanunun ilgili hükümlerine bakalım. Burayı bir hafızamıza almaya çalışalım. Sonra sürece dair detayları beraberce görelim.

Resmî Tasfiye

Resmî tasfiye ile ilgili 632. maddenin 3. fıkrasına beraberce bakalım. “Dördüncü Ayırım: Resmî Tasfiye. A. Koşulları” kenar başlığı altında I. Mirasçıların istemi ile” diyor.

Arkasından da 632. maddenin 3. fıkrasında diyor ki:

“Resmî tasfiye hâlinde mirasçılar, terekenin borçlarından sorumlu olmazlar.”

Demek ki deyim yerindeyse mirasçılar oldukça güvenli bir limandalar, değil mi? Diyorlar ki “Ey mahkeme, sen gereğini yap. Aktifleri tespit et. Pasifleri tespit et. Tüm borçları ödemeye çalış. Hâlâ bir şey kalırsa biz mirasçılar olarak buradayız. Biz geri kalanı kendi aramızda paylaşırız.” diyorlar.

Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir şey var: Mirasçılardan her biri talep edebiliyor. Bakınız 632. maddenin 1. fıkrası:

Her mirasçı, mirası ret veya resmî deftere göre kabul edeceği yerde terekenin resmî tasfiyesini isteyebilir.”

Arkadan gelen 2. fıkra:

“Bu istem, birlikte mirasçı olanlardan birinin mirası kabul etmesi hâlinde dikkate alınmaz.”

Yani neyin farkındasınız? Örneğin mirasbırakan vefat etti. Ç1 kaldı. Ç2 kaldı. Ç1 mirası kabul ettiğini söylüyor. Mirası kabul ettiğini söyleyen Ç1 isimli bir çocuğumuz var. O zaman kendi kişisel mallarıyla da sorumlu. Müteselsil olarak da sorumlu. Bütün bu borçlar kendisinden tahsil edildi. Dönüp rücu etmek isteyecek diğer mirasçıya. Diğer mirasçı ne diyecek bıyık altından gülerek? “Ben resmî tasfiye talep ettim. Medenî Kanuna göre benim herhangi bir şekilde borçlardan sorumluluğum yok. Sen de yaptığın ödemelere katlanmak zorundasın!”

Buna müsaade eder mi kanun koyucu? Böyle bir adaletsizliğe müsaade eder mi? Etmiyor. Diyor ki: Eğer mirasçılardan bir tanesi, mirası kesin şekilde kabul ettiyse veya tutulan deftere göre kabul ettiyse artık mirasın resmî tasfiyesi istenemez. Yani ben öğrenci olsam şu 632. maddenin “Bu istem, birlikte mirasçı olanlardan birinin mirası kabul etmesi hâlinde dikkate alınmaz.” diyen fıkrasının yanına, bu kabulden anlaşılması gereken, kayıtsız şartsız kabul ya da tutulan deftere göre kabuldür diye yazarım. Kayıtsız şartsız kabul de buraya dâhildir veya tutulan deftere göre kabul de buraya dâhildir.

Şimdi resmî tasfiyeyi daha fazla anlatmayacağım. Bu kadar. Bu büyük sütunu bilin, bence yeterli. Ondan sonrası için zaten Medenî Kanunda mahkemenin nasıl hareket edeceğine dair açıklamalar yapan hükümler görüyorsunuz. Bu hükümlerin sayısı toplamda dört.  Daha fazla değil. Yani bunlara şöyle çabucak bir göz gezdirirseniz resmî tasfiyeden anlaşılması gerekenin ne olduğunu kolayca görürsünüz.

Yani filmin son karesi: Borçlar ödendi. Hâlâ borç var. Terekede hiçbir şey kalmadı. Bitti. İflas hükümlerine göre tasfiye yapıldı. Gerçekleşti bitti. Mirasçılar bir kuruş alamıyor. Zaten sorumlulukları yok. Peki, bütün borçlar ödendi. Hâlâ bazı malvarlığı değerleri var. Biri bir cep telefonu diğeri çanta. Bu malvarlığı değerleri için mahkeme dedi ki: “Bunları alabilirsiniz. Bunların satılmasına gerek kalmadı. Tüm borçlar ödendikten sonra bunlar kaldı”. İki tane çocuğumuz var Ç1 ve Ç2. Biri cep telefonunu aldı. Diğeri çantayı aldı. Kendi aralarında anlaştılar, bitirdiler. Bu da mümkün.

Resmî Defter Tutma

Şimdi geliyoruz nereye? Resmî defter tutulmasına. Aslında sizler resmî defter tutulması kavramına yabancı değilsiniz. Bir defa son mirasçı kim? Devlet olduğunu hep beraber biliyoruz. Bir kimsenin geride bıraktığı hiçbir yakını yok, sağ kalan eşi yok, evlatlığı yok. Yani kanunen ona mirasçı olabilecek herhangi bir kimsesi yok. Bu miras kime kalır? Son mirasçı olan devlete kalır. Tereke sahipsiz kalmaz ilkesi var. Ta Roma hukukundan bugüne kadar geliyor. Son mirasçı devlettir.

Peki ben size acaba mirasın devlete intikali ile ilgili bilgileri verirken mirasın defterinin tutulmasından söz etmiş miyimdir? Ben ettiğimi hatırlıyorum. Medenî Kanunun bu kez ilgili bölümünün üçüncü ayırımındayız. Resmî defter tutmadayız. Devam ediyoruz m. 619’dan itibaren. Geliyoruz nereye? 631. maddeye. 631. madde bize diyor ki, kenar başlığı Mirasın Devlete geçmesi hâli.”

“Mirasın Devlete geçmesi hâlinde sulh mahkemesi, re’sen yukarıdaki usuller uyarınca terekenin resmî defterini düzenler.”

Usuller neler beraberce birkaç dakika sonra bakacağız. Dikkat edilmesi gereken şey şu: Sıradan bir resmî defter tutma talebinde, mirasçılardan bir tanesi gidip mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesinin kapısını çalıyor ve talepte bulunuyor. Diyor ki: “Ey mahkeme, sen bu terekenin resmî defterini tutar mısın, bana bilgi verir misin?”

Ama mirasın devlete kalmasında artık kim devrede? Sulh mahkemesi kendiliğinden devrede. Re’sen harekete geçiyor ve terekenin resmî defterini tutmaya başlıyor. Peki orada filmin son karesi nasıl? Orada filmin son karesi şöyle: Hepimiz biliyoruz ki Devlet mirasbırakanın borçlarından sorumlu mu? Sorumlu. Peki nasıl sorumlu? Kendi kişisel mallarıyla mı sorumlu? Hayır, kendi kişisel mallarıyla sorumlu değil. Ancak ve ancak ne ile sorumlu? Kendisine intikal eden tereke mallarıyla sınırlı olarak sorumlu. Yani örneğin rahmetliden bu kanun kaldı. Bu paraya çevrilebilir. Rahmetliden bu cep telefonu kaldı. Bu paraya çevrilebilir. Başka bir şey paraya çevrilemez. Borçlar ödenebilirse ödenir, ödenemezse ödenmez. Bu kadar basit. İşin sonu burası.

Demek ki resmî defter tutmayla aslında sizler hiç tanışmamış değilsiniz. Geçmişte tanışmış durumdasınız. Bir hükmü daha okuyayım o da bana göre son derece önemli. Bütün bu ana sütunlardan bir tanesi. Bakınız o da resmî defter tutmanın sonuçlarına ilişkin hüküm. Daha önce söyledim ama madde ve fıkrasıyla vermem lazım. 628. maddenin birinci fıkrası bize şöyle söylüyor:

“Resmî deftere göre kabul edilen miras, mirasçıya sadece deftere yazılmış borçlarla geçer.”

Demek ki deftere yazılmamış borçlardan sorumluluk söz konusu değil kural olarak. Bazı istisnalar var, söyleyeceğim. 2. fıkra:

“Bu suretle mirasın geçmesi, mirasın açıldığı tarihten başlayarak hüküm ifade eder.”

Yani ölüm anından itibaren ne yapıyoruz? Böylesine bir sonuca varıyoruz.

Asıl söylemek istediğim şey yani o büyük temel kavramlardan bir tanesi 3. fıkrada:

“Mirasçı, mirasbırakanın deftere yazılmış olan borçlarından hem tereke malları, hem kendi malvarlığı ile sorumludur.”

Hem tereke malları hem kendi malvarlığı değerleri ile sorumludur. Yani şahsi sorumluluk sadece resmî deftere yazılan borçlar bakımından söz konusudur.

Demek ki resmî tasfiyede borçlardan sorumluluk yok. Mirasın reddinde de reddeden mirasçı açısından borçlardan bir sorumluluk yok. Mirasın kabulünde ise kişisel sorumluluk var. Mirasın deftere göre kabulünde de yine kişisel sorumluluk var. Ancak ve ancak hangi borçlar için var? Deftere yazılan borçlar için var.

O zaman yavaş yavaş şimdi o prosedüre bakmamız lazım. Nasıl işleyecek? Detaylara boğmadan adım adım ilerleyelim.

Mahkemeye müracaat edecek mirasçılardan bir tanesi. “Ey mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesi, terekenin resmî defterinin tutulmasını istiyorum.” diyecek. Şimdi resmî defterinin tutulması talebi üzerine mahkeme bir kâtip görevlendirecek. Bu kâtip gerekirse bilirkişilerden de yardım alınması suretiyle ne yapmaya çalışacak? Terekenin aktiflerini, pasiflerini yani terekedeki taşınırları, taşınmazları saptayacak. Terekeye olan borçları saptayacak. Terekenin borçlarını saptayacak. Terekenin alacaklarını, terekenin borçlarını saptayacak. Bir defter hazırlayacak.

Bu defter her zaman tartışmaya açık olacak. Örneğin alacaklılardan bir tanesi “Ben 10.000 lira alacaklıyım.” dedi. Mirasçılar ilerleyen zamanlarda ne diyebilecekler? “Bir dakika senin gerçekte alacağın 10.000 lira değil.” diyebilecekler. Bunu tartışabilecekler. Değil mi? Dolayısıyla orada bir süreç var. O defter tutma tamamlandıktan sonra, mirasçılara defteri incelemeleri için imkân tanınacak. Mirasçılar defteri inceleyecekler. Bakacaklar ki bazı hatalar var. Onların düzeltilmesi ile ilgili iddialarını dile getirecekler. “Şurada bir taşınmazı vardı, kaydedilmemiş. Bir arabası vardı, kaydedilmemiş. Filanca kişiden alacağımız vardı, kaydedilmemiş.” diyecekler. Veya “Alacağını kaydettiren A 10.000 lira alacaklıyım diyor ama ticari defterlere baktık. Aslında bunun 5.000 lirası ödenmiş.” diyecekler. Anlatabiliyor muyum?

Yani orada bir değerlendirme, orada hukuki olarak bir tespit süreci var. O sürecin sonunda mirasçılar artık yavaş yavaş bir karar vermeye davet edilecekler. Defter tutuldu mu? Tutuldu. Aktifleri gördünüz mü? Taşınırları, taşınmazları, hakları, alacakları, fikri hakları, bitcoinleri gördünüz mü? Gördünüz. Peki. Borçları gördünüz mü? Onları da gördünüz. Peki. Neye karar veriyorsunuz? Artık kararınızı verin. Sonsuza kadar bekleyemez alacaklılar. Değil mi? Kararınızı verin!

İsterseniz reddedin, isterseniz kesin olarak kabul edin. İsterseniz resmî tasfiye isteyin. İsterseniz de tutulan deftere göre kabul edin. Dikkat, içlerinden bir tanesi dahi kabul etse, ister kesin kabul ister deftere göre kabul, resmî tasfiye talep edilemez. Değil mi? Birden fazla mirasçıdan her biri istediği seçeneği seçebilir. Ama dikkat, dediğim gibi mirasçılardan biri “Mirası kesin şekilde kabul ettim.” diyorsa veya “Mirası tutulan deftere göre kabul ettim.” diyorsa artık ne olmayacaktır? Resmî tasfiye söz konusu olmayacaktır.

Şimdi yavaş yavaş bu büyük resmin ana hatlarını gördükten sonra detaylara bakabiliriz beraberce. Medenî Kanunumuzun 619. maddesi ve devamındayız. 619 ve devamındaki hükümlerindeyiz. Şöyle başlıyor kanun koyucu 619. maddenin 1. fıkrasında:

Mirası reddetmeye hakkı olan her mirasçı, terekenin resmî defterinin tutulmasını isteyebilir.”

Mirası reddetmeye hakkı olan her mirasçı, demek ki kimler? Yasal mirasçılar. Kimler? Atanmış mirasçılar. Vasiyet alacaklıları böyle bir talepte bulunabilir mi? Hayır, bulunamaz. Vasiyet alacaklıları adı üzerinde alacak hakkına sahipler. Nisbi hakka sahipler. Mirası reddetmeye hakkı olan her mirasçı, ister yasal ister atanmış, terekenin resmî defterinin tutulmasını isteyebilir.

2. fıkra:

“Defter tutma, mirasın reddine ilişkin usule uyulmak suretiyle, bir ay içinde sulh hâkiminden istenir.”

Hangi sulh hâkiminden? Mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesi hâkiminden istenir. Konuya ilişkin bir tüzüğümüz var. Değil mi? Velayet, Vesayet ve Miras Tüzüğü diye kısalttığımız. Bu Tüzükte de konuya ilişkin detayları görebilirsiniz. Ama kanun koyucu ne yapıyor? Diyor ki mirasın reddinde bir süre vardır üç ay. Burada o süreyi bir aya indiriyor. Bir ay içerisinde gereken kararı verip resmî defter tutma talebinde bulunmalısınız diyor.

Peki bir aylık süre nereden başlayacak? Mirasın reddindeki süreyi hatırlayalım beraber. Ne yapıyorduk? Yasal mirasçılar için mirasbırakanın ölümünü ve kendi mirasçılık sıfatlarını öğrendikleri andan itibaren başlıyordu. Değil mi? Atanmış mirasçılarda da ne yapıyorduk? Aynı kuralı miras sözleşmesiyle atananlar bakımından uyguluyorduk. Ama vasiyetname ile atananlar bakımından kanunumuz haklı olarak neyi arıyordu? Vasiyetnamenin açılıp okunmasını arıyordu. Değil mi? Vasiyetnamenin açılıp okunmasını arıyordu. Arkasından da bu durumun kendilerine bildirilmesini arıyordu. Dolayısıyla 606. maddenin 2. fıkrasını şöyle hatırlatayım. Mirasın reddindeki üç aylık süre ile bağlantılı olan fıkrayı hatırlatıyorum:

“Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın, ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.”

(TMK m. 597 bu resmen bildirime ilişkin madde idi).

Şimdi TMK m. 606/f. 2 hükmünü burada şöyle kıyasen uyguluyoruz. Diyoruz ki: Bir ay içinde mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine müracaat edilecek. Nereden itibaren bir ay içerisinde? Yasal mirasçılar için ölümü öğrendikleri andan itibaren başlayacak. Çünkü ölümü öğrendikleri anda hayatın doğal akışında, olayların birçoğunda kendi mirasçılıklarını da öğrendiklerini varsayıyoruz. Değil mi? Ama illa çok teknik ifade ile konuşacaksak; mirasbırakanın ölümünü ve kendi mirasçılık sıfatlarını öğrendikleri andan itibaren başlar.

Miras sözleşmesi ile atanan mirasçılar için de durum yine aynıdır.

Vasiyetname ile atanan mirasçılar için durum böyle değildir. Durum ilgili vasiyetnamenin kendilerine tebliğini gerektirir. İlgili vasiyetnamenin kendilerine tebliğinden itibaren bir aylık süreleri vardır diyeceğiz.

Yani ben öğrenci olsam ne yaparım? 619. maddenin 2. fıkrasının yanına m. 606/f. 2’yi not ederim. Hatta bir de m. 597’yi not ederim, m. 597 de açılan vasiyetnamenin ilgililere tebliğine ilişkin.

Mirasçı atanan kişi, miras sözleşmesinin tarafı değilse, yani üçüncü kişi lehine yapılan bir miras sözleşmesi söz konusu ise, o zaman yine ne yapmak lazım, vasiyetnamelerin açılıp okunmasına ve tebliğine ilişkin hükümden kıyasen yararlanmak lazım.

 

619. maddenin 3. fıkrası bir mirasçının talebinden diğer mirasçıların nasıl etkileneceğini bize söylüyor. Kısaca okuyacak olursam:

“Mirasçılardan birinin defter tutma istemi, diğerleri hakkında da etkili olur.”

Peki, defter tutma süreci nasıl işleyecek?

Deftere Geçirme

TMK m. 620’den başlamak lazım. “B. Usul” kenar başlığı altında. Baktığınız zaman sistematik şöyle:

I. Deftere geçirme” madde 620.

II. İlân yoluyla çağrı” madde 621.

III. Doğrudan doğruya deftere geçirme” madde 622.

620. maddenin birinci fıkrası:

“Resmî defter, sulh mahkemesi tarafından düzenlenir; bu deftere terekeye ait aktif ve pasifler takdir edilen değerleriyle yazılır.”

Terekede diyelim ki bir gayrimenkul var. Bir taşınır, örneğin bir otomobil var. Bunların değerinin bilirkişiler eliyle tespit edilmesi lazım.

Arkadan gelen 2. fıkranın birinci cümlesi:

“Mirasbırakanın malî durumu hakkında bilgi sahibi olan herkes, sulh mahkemesi tarafından istenilen bilgiyi vermekle yükümlüdür.”

Görüldüğü üzere kanun koyucu sadece mirasçılara seslenmiyor. Herkes diyor. Mirasbırakanın malî durumu hakkında bilgi sahibi olan herkes, sulh mahkemesi tarafından istenilen bilgiyi vermekle yükümlüdür.

Özellikle mirasçılardan, mirasbırakanın çevresinde olan ve onun ekonomik ilişkilerinden, onun sözleşmesel ilişkilerinden haberdar olanlar ne yapacaklar? Bilgi sahibi oldukları takdirde bu konuda gereken bilgileri ve belgeleri mahkemeye sunmak durumundalar.

 

Peki, vermezlerse ne olacak diyeceksiniz? Merak etmeyin arkadan gelen cümle buna yanıt verecek:

“Haklı bir sebep olmaksızın bilgi vermeyenler veya yanlış ya da eksik bilgi verenler, bundan doğacak zararları mirasçılara, vasiyet alacaklılarına veya üçüncü kişilere tazminle yükümlüdürler.”

Değil mi? Kanundan doğan bir yükümlülükleri var. Gerçeği söylemek durumundalar. Mirasbırakanın malvarlığı ile ilgili, aktifini ilgilendiren, pasifini ilgilendiren belgeleri, bilgileri paylaşmak durumundalar. Hâl böyle olmasına rağmen bazı mal varlığı değerlerini saklayanlar ile karşı karşıyayız. Bazı malvarlığı değerleri gizlenmiş.

O malvarlığı değerleri terekede olsa bu malvarlığı değerleri belki ne yapılacak? Cebrî icra yoluyla açık artırma suretiyle satılacak, paraya çevrilecek ve borçlar ödenecek. E şimdi bu borçlar ödenmeyince bu nedenle zarara uğrayanlar var. İşte diyor ki kanun koyucu: Haklı sebep olmaksızın bilgi vermeyenler veya yanlış ya da eksik bilgi verenler, bundan doğacak zararları gidermekle yükümlüdürler. Kimlere karşı? Mirasçılara, vasiyet alacaklılarına veya üçüncü kişilere tazminle yükümlüdürler.

Arkadan gelen 3. fıkra:

“Mirasçılar, özellikle mirasbırakanın kendilerince bilinen borçlarını sulh mahkemesine bildirmek zorundadırlar.”

Hüküm yeterince açık değil mi? Daha fazla üzerinde durmaya gereke yok.

İlan Yoluyla Çağrı

Madde 621 İlan yoluyla çağrı” kenar başlığını taşıyor.

“Sulh mahkemesi, mirasbırakanın alacaklıları ile borçlularını belli bir süre içinde alacaklarını ve borçlarını bildirmeleri için bir ay arayla iki defa yapılacak ilân yoluyla çağırır. Çağrı kefalet sebebiyle alacaklı ve borçlu olanları da kapsar.”

İlânda bildirimde bulunmamanın sonuçları hakkında alacaklıların dikkatleri çekilir.

Bildirim süresi, ikinci ilândan başlayarak en az bir aydır.”

Şimdilik madde 621 ikinci cümleyi bir köşeye koyun.

Görüldüğü üzere bir diğer yöntem ilan yöntemi. Bayağı gazete ilanı. Tirajı yüksek bir gazetedeki ilandan bahsediyoruz.

İki kez ilan var. İki ilan arasında en az bir ay süre var. Ve ikinci ilandan sonra da yine en az bir ay süre var (m. 621/f. 3).

Ve bu bir aylık süre içerisinde söylenen şey şu: “Ey alacaklılar, gelip alacaklarınızı deftere yazdırın. Ey borçlular, gelip borçlarınızı deftere yazdırın. Yarın öbür gün borçlarınızı deftere yazdırmazsanız ve bu nedenle birtakım zararlar ortaya çıkarsa tazminat ödersiniz.” Değil mi? Bunun gibi bir ilan sürecimiz var.

Fıkra 2 ne diyor peki? “Ey alacaklılar, alacaklı olduğu iddiasındaysanız bunu bildirin. Bildirmezseniz terekeyi deftere göre kabul eden mirasçılar, deftere yazılmayan borçlardan kural olarak sorumlu olmayacaklar haberiniz olsun.”

Bu da demek ki terekenin aktiflerini, pasiflerini, alacaklarını ve borçlarını saptamak bakımından bir yöntem.

Bir başka yöntemi de ayrı başlık altında ele alalım.

Doğrudan Doğruya Resmî Deftere Geçirme

Bu nasıl olacak?

Şimdi “Doğrudan doğruya deftere geçirme” kenar başlığı altında m. 622’ye bir bakalım:

“Resmî kayıtlardan veya mirasbırakanın belgelerinden varlığı anlaşılan alacaklar ve borçlar, deftere doğrudan doğruya geçirilir.

Deftere geçirilenler, alacaklılara ve borçlulara bildirilir.”

Resmî kayıtlar varsa veya mirasbırakanın belgelerinden varlığı anlaşılan alacaklar ve borçlar varsa deftere doğrudan doğruya geçirilir. Örneğin noterde yapılmış resmî şekilde sözleşme, tapuda yapılmış resmî şekilde sözleşme veya murisin imzasının noter tarafından tasdik edildiği adi yazılı şekilde sözleşmeler var. Bu sözleşmelerde borçların miktarlarına dair açıklamalar var ve biz bu sözleşmelerden hareketle murisin alacaklarının mevcut olduğunu anlıyoruz.

Resmî belgelerden, ticari defterlerden, daha önce mahkeme kararıyla karara bağlanmış alacaklardan bahsediyorsak veya daha önce icra takibi ile kesinleşmiş alacaklardan bahsediyorsak artık fazla bir şey düşünmeye gerek yok, değil mi?

Bütün bu resmî belgelerden hareketle, kesinleşmiş mahkeme kararlarından, kesinleşmiş cebrî icra işlemlerinden hareketle veya resmî şekilde yapılmış sözleşmelerden hareketle var olduğunu düşündüğümüz borçları deftere kaydedeceğiz. Tabii itirazlar mümkün mü? Yani “Sen sözleşmeyi görmüşsün, orada 10.000 lira yazıyordu ama bunun aslında 5.000 lirası çoktan ödendi.” diyebilir mi borçlu? Diyebilir. Onun belgesini getirebilir mi? Getirebilir. Değil mi? Bu tartışmalara müsaade etmek lazım. Aksi takdirde doğru olmayan sonuçlara varırız. Aynı şekilde mirasçılar da defteri inceledikleri sırada buna dair açıklamalarda bulunabilirler.

 Gördüğünüz gibi hükmün 2. fıkrası uyarınca alacaklılara bildiriliyor. “Senin şu kadar alacağın varmış.” İtiraz edebilir değil mi? “Benim alacağım daha fazla.” diyebilir. Borçlulara bildiriliyor, değil mi? Borçlular da diyebilirler ki “Benim borcum o kadar değil, 10.000 lira değil 5.000 lira.” Zaten son karede kim var? Mirasçılar var. Onların da itirazlarını, onların da değerlendirmelerini dikkate almak zorundayız.

Peki. Demek ki m. 620, m. 621’i de m. 622’yi ele aldık. 623. madde hakkında bilgi verdim ama şimdi okuyalım kulağımızda kalsın. Dedik ki defter tutulacak ve defter tutma tamamlanacak. Tamamlandıktan sonra inceleme süreci başlayacak. İnceleme süresi bittikten sonra da karar süresi başlayacak. Karar süreci başlayacak.

 

Defter Tutmanın Sona Ermesi

Defter tutmanın sona ermesi” kenar başlığı altında m. 623:

“İlânda belirtilen sürenin dolmasıyla defterin tutulması sona erer ve defter, bu tarihten başlayarak tanınacak en az bir aylık süre içinde ilgililerce incelenebilir.

Defter tutma giderleri terekeden ödenir. Giderler terekeden karşılanamazsa defter tutulmasını istemiş olan mirasçılardan alınır.”

İlânda belirtilen sürenin dolmasıyla defterin tutulması sona erer. Hatırlayın lütfen yöntemlerden bir tanesi neydi? İlandı. İki defa ilan veriliyordu. Arada birer ay süre vardı. Son ilandan itibaren bir ay daha süre verilmesi gerekiyordu, değil mi? Bu noktada alacaklılar alacaklarını bildirmekle yükümlüydüler, borçlular borçlarını bildirmekle yükümlüydüler. Kanun koyucu diyor ki: İlânda belirtilen sürenin dolmasıyla defterin tutulması sona erer.

İlânda belirtilen sürenin dolmasıyla beraber defterin tutulması sona erer ve defter, bu tarihten başlayarak tanınacak en az bir aylık süre içinde ilgililerce incelenebilir. İlgililerin içerisine kimler girebilir? Mirasçılar girebilir, alacaklılar girebilir, borçlular girebilir, bu anlamda tüm menfaat sahibi olan kişiler bu defteri incelemek imkânına, hak ve yetkisine sahiptirler.

Peki, bir ay boyunca incelediler, düşündüler, taşındılar, ölçtüler, biçtiler, değerlendirdiler, itirazları varsa dile getirdiler vs. Arkasından artık kanun koyucu diyor ki mirasçılara karar vermeler için bir ay süre verilir.

Artık o bir ayın sonunda ne yapacaklar? Karar verecekler. Bakınız kanun koyucu 623. maddenin 1. fıkrasında ilanda belirtilen sürenin sonunda defter tutma sona erer dedi. Ve defter, ilgililerce, bu tarihten başlayarak tanınacak en az bir aylık süre içinde incelenebilir dedi. Arkasından ne yapıyor? 626. maddeyi sevk ediyor kanun koyucu. Fıkra 1 şöyle:

“Defteri inceleme süresi bittikten sonra her mirasçı, mahkemece bir ay içinde beyanda bulunmaya çağrılır.”

Arkasından gelen 2. fıkrayı da okuyayım.

“Koşullar gerektirdiği takdirde sulh mahkemesi, tereke mallarına yeni değer biçilmesi, uyuşmazlıkların çözümü ve benzeri durumlar için ek süre verebilir.”

Dediğim gibi taşınmazın değeri A mı, B mi, C mi, D mi belli değil. Otomobilin değeri A mı, B mi, C mi, D mi belli değil. Deftere yazılmış borç ama miktarı o kadar değil. Deftere yazılmış alacak ama miktarı daha fazla veya daha az. Bütün bu tartışmaları çözmek için davalar açılması gerekiyorsa o davalar açılacak. Ve defter tutma süreci o davaların sonucunu bekleyecek.

Peki defter tutmanın sonuçlarını özellikle söyledim. Bana göre en önemli mesele o idi.

Şimdi geliyorum bir iki tane noktaya.

Bakınız “Defter tutma sırasında mirasçıların durumu” kenar başlığı altında kanun koyucu ne yapmış? İki özel düzenleme getirmiş. Bir tanesi yönetime ilişkin. Bir tanesi de icra takipleri, davalar ve zamanaşımına ilişkin.

Defter tutma sırasında mirasçıların durumu

1. Terekenin Yönetimi

Yönetimden başlayayım.

Defter tutma süreci boyunca terekedeki ancak ve ancak acil işler yapılacak. Örneğin bir evin çatısı çökmüş. Her türlü tehlikeye açık hâle gelmiş. Yağmur, kar vs. O çatının tamir edilmesi gerekiyor. Onun yapılması lazım. E tarlada ürün var, kalkması lazım, aksi halde çürüyecek. E süt ürünleri var. Satılması lazım bir an önce. Aksi takdirde bozulacak. Bunların bir an önce çözüme kavuşturulması lazım. Acil, önemi olan işler tamamlanır. Onun ötesinde tereke ile ilgili başka hiçbir şey yapılamaz.

 

Madde 624/f. 1:

“Defter tutma süresince ancak zorunlu yönetim işleri yapılabilir.”

Benim ifade ettiğim şekliyle acil, önemli olan işler yapılabilir.

2. fıkra:

“Mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi sulh mahkemesince kendisine bırakılan mirasçıdan diğer mirasçılar güvence göstermesini isteyebilirler.”

Dikkat!  Kanun koyucu ne yapıyor? Diyor ki mirasçılardan birisini bu zorunlu işler için, bu önemi olan işler için, bu acil olan işler için yönetici olarak görevlendirebilir sulh hukuk mahkemesi. Ama sulh hukuk mahkemesi mirasçılardan birini böyle görevlendirdiğinde tabii diğer bütün mirasçılar ne yapacaklar? Endişe duyacaklar. Acaba ne yapar? Doğru mu yapar? Yanlış mı yapar? Acaba birtakım şeyleri gizler mi, örter mi, saklar mı?  Bu nedenle mirasçıların ondan ne talep edebilmesine imkân tanınmış? Bir teminat göstermesi talebinde bulunmalarına imkân tanınmış. Bu teminat kefalet olabilir, rehin olabilir, ipotek olabilir veya banka teminat mektubu olabilir.

2. İcra Takipleri, Davalar ve Zamanaşımı

Bu noktada kanun koyucu bakınız neleri düşünüyor? Diyor ki tereke ile ilgili alacak davaları da açılamaz, tereke ile ilgili icra takipleri de yapılamaz. E peki icra takibi yapılamadı, alacak davası açılamadı, zamanaşımına uğradı.

Kanun koyucu buna müsaade etmiyor. Diyor ki bu defter tutma süreci boyunca ne yapılmayacak? Dava açılmayacak, icra takibi yapılmayacak ve zamanaşımı işlemeyecek diyor.

625. maddenin kenar başlığı “İcra takibi, dava ve zamanaşımı.” Fıkra 1:

“Resmî defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamaz.”

Mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamaz. Bu aynı şekilde mirasbırakanın alacakları için de icra takibi yapılamaz şeklinde anlaşılmalıdır diyoruz. Fıkra 2 ve 3:

“Bu süre içinde zamanaşımı işlemez.

Acele hâller dışında, davalara devam edilemiyeceği gibi, yeni dava da açılamaz.”

Deftere Yazılamayan Borçlardan Sorumluluk

Şimdi ne eksik kaldı? Bir tane husus eksik kaldı. O da şu: Hocam bu mahkeme dediğiniz şey insan evladı. Onun çalıştırdığı kâtip insan evladı. Bunlar hata yapmazlar mı? Alacaklılara ilanlar yapılmış. Bunlar çeşitli sebeplerle alacaklarını bildirememiş olamazlar mı? Yani bir daha sonsuza kadar bu alacaklarını dile getiremeyecekler mi? Birtakım kusurlar sebebiyle alacaklar bildirilememişse, birtakım haklı sebepler nedeniyle alacaklar bildirilememişse veya alacaklar bildirilmesine rağmen yine birtakım kusurlar sebebiyle bunlar defterlere yazılamadıysa kanun koyucu yine ne yapıyor? Devreye giriyor ve diyor ki: “Ben yine o zaman mirasçıları sorumlu tutacağım!”

Ancak dikkat mirasçılar bakımından da bir sürpriz olmamalı. Değil mi? Mirasçılar da ne yaptılar? Tutulan bir defter vardı. O defterde aktifleri gördüler, pasifleri gördüler, alacakları gördüler, miktarlarını gördüler. Ölçtüler, biçtiler, düşündüler, taşındılar, karar verdiler. Sonra bir gün her şey bittikten sonra kapı çalındı. Dedi ki birisi “Benim alacağım vardı, bildirmiştim ama hata olmuş, yazılmamış. Bu borçtan sen sorumlusun.”

Ne yapsın kanun koyucu? Kanun koyucu diyor ki “Bunlar da söz konusu olabilir ama o zaman bu deftere yazılamayan borçtan mirasçının sorumluluğunu, terekeden elde ettiği zenginleşmeyle sınırlıyorum. Terekeden elinde kalan zenginleşmeyle sınırlıyorum.” Bakınız 629. maddenin birinci fıkrası:

“Alacaklarını süresi içinde yazdırmayan alacaklılara karşı mirasçı, kendi kişisel mallarıyla sorumlu olmadığı gibi; terekeden kendisine geçen mallarla da sorumlu tutulamaz.”

Copyright © 2017 - 2026 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.
X