Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X
1. Hafta 1. Ders

Ders notu

Miras Hukukuna Giriş - Miras Yoluyla İntikali Mümkün Olmayan Haklar - Mirasbırakanın Borçları - Medeni Kanunun Sistematiği
PDF formatında ders notu

Evet arkadaşlar dersimiz Miras Hukuku başlığını taşıyor.

Miras Hukuku acaba ne ile ilgileniyor? Miras Hukuku mirasbırakanın ölümüyle ortaya çıkan hukuki sorunları irdeliyor. Bir diğer söyleyişle; bir kişinin vefatıyla beraber ortaya çıkan hukuki sorunları irdeliyor. Sizler de farkındasınız, ancak ve ancak gerçek kişiler ölüyorlar. Tüzel kişilerin ölümünden bahsetmek mümkün değil. Dolayısıyla sadece ve sadece insanların ölümüyle ortaya çıkan hukuki sorunları ele alacağız beraberce.

Bir kişi vefat ettiğinde acaba ona ait malvarlığı değerlerinin kaderi ne olacaktır? Ona ait haklar ne olacaktır? Borçları ne olacaktır? Acaba onun bu hakları, alacakları, borçları acaba kime intikal edecektir? Nasıl intikal edecektir? Medeni Kanunumuzun düzenlemeleri işte bu gibi sorunlara yanıt arıyor.

Medeni Kanunumuzun yaklaşımına baktığımız zaman mirasın, mirasçılara kendiliğinden intikal ettiğini görüyoruz ve Medeni Kanunumuzun bu yaklaşımını yavaş yavaş sizlere anlatırken, sizlere bir takım terimlerle seslenmek zorunda kalacağız. Bu terimleri baştan, peşinen hemen sizlerle paylaşmamız gerekiyor.

Örneğin; mirasçı terimimiz var. Örneğin; mirasbırakan terimimiz var. Örneğin; miras kavramımız var. Önce isterseniz mirasbırakana bakalım. Mirasbırakan, eski değimiyle muris, vefat eden kişiden bahsediyoruz. Yani bir kişi vefat etti. O kişi mirasbırakan adını alıyor. Eski deyimiyle muris adını alıyor. Peki bir kişi vefat ettiğinde, ona mirasçı olan kişiler için ne söylüyoruz? Ona mirasçı olan kişiler için de; adı üstünde mirasçı diyoruz. Eski diliyle hangi terimi kullanıyoruz? Varis terimini kullanıyoruz. Varis demek ne demek? Mirasçı demek. Miras Hukuku, bu anlamda bakıldığında bir başka kavramı da tabi özellikle ve özellikle içeriyor. Adı üzerinde miras terimi. Miras terimine baktığımızda acaba neyi algılamamız lazım? Şimdi özellikle bu nokta üzerinde duracağız.

Her kişinin, her insanın az ya da çok bir malvarlığı var. Az ya da çok bir mameleki var. Bu kişinin mamelekinde yer alan bazı haklar, bazı alacaklar, bazı borçlar onun ölümüyle beraber mirasçılarına intikal etmeyecek. Halbuki onun malvarlığı içinde yer alan bazı haklar, bazı alacaklar, bazı borçlar, bazı malvarlığı değerleri ise onun malvarlığıyla, onun ölümüyle beraber kendiliğinden mirasçılarına intikal edecek. Dolayısıyla Miras Hukuku ne ile ilgileniyor? Miras Hukuku miras ile ilgileniyor. Bir diğer söyleyişle, miras yoluyla intikali mümkün olan haklarla, miras yoluyla intikali mümkün olan alacaklarla, miras yoluyla intikali mümkün borçlarla. Özetle, miras yoluyla intikali mümkün olan özel hukuk ilişkileri ile ilgileniyor.

Hemen vurgulamakta fayda var. Miras Hukuku kişinin kamu hukukuyla bağlantılı olan haklarıyla ilgilenmiyor. Kişi vefat ettiğinde acaba onun vatandaşlık statüsü, onun askerlik görevinin yerine getirip getirmemesi, seçme hakkı, seçilme hakkı… Bütün bunlarla ilgili olarak kamu hukuku cephesi bakımından Miras Hukuku herhangi bir şekilde bunlara ilgi duymuyor. Miras Hukuku demin de söylemeye çalıştığım üzere; mirasbırakanın Özel Hukuk ilişkileriyle ilgileniyor. Miras yoluyla intikali mümkün olan özel hukuk ilişkileriyle ilgileniyor.

Biz birinci sınıftaki derslerimizden itibaren hep diyoruz ki: “Bir kişinin mameleki vardır. Bu kişinin mamelekini hep böyle bir T cetveliyle göstermişizdir. Bu kişinin mamelekinin içerisinde aktifler yer alır. Bu kişinin mamelekinin içerisinde pasifler yer alır diyoruz. Kişinin mamelekinin içerisine baktığımız zaman, onun malvarlığına baktığımız zaman, aktiflerinde mülkiyet hakkını görüyoruz. Örneğin; sınırlı ayni haklarını görüyoruz. Örneğin; sair haklarını görüyoruz. Alacaklarını görüyoruz. Pasiflerine baktığımızda da kişinin borçlarını görüyoruz. Şimdi bu anlamda baktığımızda yavaş yavaş miras kavramıyla özdeş olan bir başka kavramı kullanmaya başlayacağız. Tereke kavramını kullanmaya başlayacağız. Çünkü; bir kişi vefat ettiğinde mirasçılara intikal eden nedir? Onun terekesidir. Onun mirasıdır.

Tereke kelimesi Arapça bir kelime, Arapça terike kelimesinden geliyor. Terk edilen anlamına geliyor ve bu Arapça terike kelimesi, bizim bu günlük, süratli yaşamımızda, İstanbul’un süratli yaşamında, İstanbul Türkçe’sinde süratle söylenir hale gelmiş ve tereke adını almış.

Bir kişinin malvarlığında neleri var? Örneğin; taşınır malvarlığı değerleri var. Örneğin; otomobili var. Örneğin; teknesi var. Bir kişinin malvarlığı değerleri arasında ne var? Taşınmaz malvarlığı değerleri var. Örneğin; bir kat mülkiyetine tabi bağımsız bölümü var. Örneğin; bir arazisi var. Bir tarlası var vs. vs. Kişi öldüğünde bu malvarlığı değerleri üzerindeki mülkiyet hakkı mirasçılarına geçiyor. Menkul malları, gayrimenkul malları kendiliğinden mirasçılarına geçiyor. Ama şu an itibariyle benim üzerinde durmak istediğim huşu miras yoluyla intikali mümkün olan hakları ve miras yoluyla intikali mümkün olmayan hakları irdelemek. Bu çerçevede de özellikle miras yoluyla intikali mümkün olmayan haklara odaklanmamız lazım. Miras yoluyla intikali mümkün olmayan haklara baktığımızda Medeni Kanunumuzun düzenlemelerine göz attığımızda özellikle bazı sınırlı ayni hakları görüyoruz.

I. Miras Yoluyla İntikali Mümkün Olmayan Haklar

1. İntifa Hakkı

Bu sınırlı ayni haklardan da ilk aklımıza gelen intifa hakkıdır. Medeni Kanunumuzun 797. maddesine göz attığımızda, intifa hakkına ilişkin düzenlemede, intifa hakkının şahısla kaim bir hak olduğunu görüyoruz. Kişinin yaşamıyla, sınırlı bir hakkın varlığından bahsedildiğini görüyoruz. Medeni Kanunumuzun 797. maddesi, 1. fıkrası “süresi” kenar başlığını taşıyor. “İntifa hakkı, gerçek kişilerde; hak sahibinin ölümü, tüzel kişilerde; kararlaştırılan sürenin dolması, süre kararlaştırılmamışsa kişiliğin ortadan kalkmasıyla sona erer.”

Şu an itibariyle bizi ilgilendiren kısmı sadece şu cümle parçacığı: “ İntifa hakkı, gerçek kişilerde; hak sahibinin ölümü ile sona erer.” Dolayısıyla, gördüğünüz gibi kişinin mamelekinde intifa hakkı olabilir. Bir sınırlı ayni hakkı olabilir. Bu sınırlı ayni hakkı onun ölümüyle beraber mirasçılarına intikal etmeyecektir. Bu intifa hakkı şahısla kaim bir haktır.

Aslında şunu vurgulamaya çalışıyorum. Dikkat edecek olursanız; kişinin mamelekiyle, yani sağlığındaki mamelekiyle onun ölümü üzerine mirası adını alan, tereke adını alan malvarlığı arasında fark olabilir. Bunlar birbirine özdeş olabilirler. Ama bunlar birbirlerine özdeş olmayabilirler. Bir malvarlığı değeri, kişinin mameleki içerisinde yer alabilir. Ama onun terekesinde yer almayabilir. Çünkü kişinin ölümüyle beraber o hak sona ermektedir. Mirasçılarına intikal etmemektedir.

2. Oturma Hakkı

İkinci böyle bir hak sükna hakkıdır Yeni deyimiyle, Medeni Kanunumuzdaki deyimiyle oturma hakkıdır. Oturma hakkı da şahısla kaim bir haktır. Onun ömrüyle sınırlıdır. Kişinin vefatıyla mirasçılarına geçmeyecektir. Mirasçılarına intikal etmeyecektir. Bunu da Medeni Kanunumuzun hemen 803. maddesinde görmemiz mümkün. Maddeye baktığımız zaman, 823. maddesinde görmemiz mümkün 823. madde bize şöyle söylüyor: “Oturma hakkı başkasına devredilemez ve mirasçılara geçmez.”

Demin de vurgulamaya çalıştığım üzere miras yoluyla intikali mümkün olan haklar var. Miras yoluyla intikali mümkün olmayan haklar var. İşte bu çerçevede, sükna hakkı da oturma hakkı da miras yoluyla intikali mümkün olmayan haklar arasında yer alıyor ve kişinin vefatıyla beraber sona eriyor. Dolayısıyla da mirasçılarına intikal etmiyor. Bunlar gerçekten de miras yoluyla intikal etmeyeceği kesin olan haklar diyebiliriz.

3. Manevi Tazminat Alacağına İlişkin Özel Durum

Bir de birinci sınıftan hatırlayacaksınız. Manevi tazminat alacakları var. Manevi tazminat alacakları acaba miras yoluyla intikali mümkün alacak hakları mıdır? Yoksa onlar da mirasbırakanın ölümüyle beraber sona mı ermektedirler? Medeni Kanunumuzun 25. maddesinde 4. fıkrası bize bu konuda yanıtı veriyor. Yani hangi sorunun yanıtını veriyor. “Manevi tazminat alacağı mirasçılara geçer mi geçmez mi? “ Sorusuna yanıt veriyor.

Baktığımız zaman 4. fıkraya şunu görüyoruz: “Manevi tazminat istemi karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.” Mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez. Diyor ki Medeni Kanun kısaca: “Manevi zarara uğrayan kişi, bu anlamda manevi tazminat talebini dile getirmeden vefat ettiyse, bunu hiç talep etmediyse, bu tazminatın kendisine ödenmesini talep etmediyse, artık bu hak ne yapmayacaktır? Onun mirasçılarına geçmeyecektir diyor. Bir diğer söyleyişle Medeni Kanun diyor ki: “Manevi tazminat alacağının kişinin vefatıyla beraber onun mirasçılarına geçebilmesi için ne gerekir? Bu haksız fiil mağdurunun yani şahıs varlığı değerleri ihlal edilen, hukuka aykırı şekilde ihlal edilen kişinin manevi tazminat alacağını dile getirmesi gerekir.” Diyor. Manevi tazminat talebinde bulunması gerekir diyor.

Peki hemen şunu vurgulamakta fayda var. Kişi acaba mutlaka dava açmak zorunda mıdır manevi tazminat alacağının mirasçılarına geçmesi için? Yoksa bunu sadece ve sadece basit bir ihtarnameyle dile getirmiş olması yeterli midir? Yoksa bu konuda bir avukata vekâletname vermesi, onunla bir avukatlık sözleşmesi yapması yeterli midir? Evet yeterlidir. Çünkü Medeni Kanunumuz dikkat ederseniz 25. maddenin 4. fıkrasında bu konuda bir dava açılmasından, bu konuda bir hukuki girişimde bulunmasından söz etmiyor. Sadece ve sadece kullandığı terim nasıl? “Mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça, mirasçılara geçmez.” Dolayısıyla bugün itibariyle tüm doktrin ve yargı kararları diyor ki: “Kişi bu talebini, manevi tazminat talebini, mutlaka dava yoluyla dile getirmek zorunda değildir. Bu konuda sadece ve sadece girişimde bulunması, basit bir girişimde bulunması. Örneğin noterlik kanalıyla bir ihtarname çekmesi. Örneğin; avukatına, bir avukata bu konuda yetki vermesi, bu anlamda bir Avukatlık Sözleşmesi yapması, bir vekâlet ilişkisine girmesi yeterlidir diyor.

O halde, tekrar vurgulayacak olursak; kişinin malvarlığı var. Kişinin malvarlığı içerisinde örneğin; taşınır, taşınmaz malvarlığı değerleri var. Örneğin; hakları var. Sınırlı ayni hakları var. Örneğin; alacakları var. Ama bu malvarlığı değerlerinden bir kısmı miras yoluyla intikali mümkün olmayan malvarlığı değerleri, miras yoluyla intikali mümkün olmayan haklar. Örneğin; intifa hakkı. Örneğin; oturma hakkı. Örneğin; o biraz önce vurguladığımız manevi tazminat alacağı. Ama manevi tazminat alacağı için neyi vurguladık? Demin de söylediğimiz üzere; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüşse o zaman mirasçılara geçiyor. Mirasbırakan tarafından ileri sürülmemişse mirasçılara geçmiyor.

II. Mirasbırakanın Borçları

Dikkat edecek olursanız buraya kadar hep genellikle kişinin özellikle, malvarlığı değerleri içerisinde yer alan aktiflerden söz ettim ve bu aktiflerden söz ederken de miras yoluyla intikali mümkün olan hakları vardır. Miras yoluyla intikali mümkün olmayan hakları vardır dedim. Bunlara değinmeye çalıştım. Kişinin borçlarına baktığımızda da, daha doğrusu kişinin malvarlığına baktığımızda, pasifleri arasında borçlarını görüyoruz. Kişinin bu çerçevede borçlarından miras yoluyla intikali mümkün olanları konuşacağız. Miras yoluyla intikali mümkün olmayanlar sona erecekler. Hemen Borçlar Kanununun bazı hükümlerine göz atmamızda fayda var.

1. İşçinin Ölümü

Borçlar Kanununun hükümlerine baktığımızda ilk üzerinde konuşmamız gereken hüküm “işçinin durumu, işçinin statüsü”. Yani bir hizmet sözleşmesinde, hizmet akdinde işçinin vefatıyla beraber acaba ona ait borçlar, iş görme borcu ne olacak sorusuna yanıt aramamız gerekiyor. Gerçekten de Borçlar Kanunumuz son derece net bir tavır sergiliyor. Sizlerin de tahmin ettiği üzere, aklın mantığın emrettiği üzere işçinin iş görme borcunun onun mirasçılarına geçemeyeceğini kabul ediyor. Diyor ki 440. madde: “Sözleşme işçinin ölümüyle beraber kendiliğinden sona erer. Sözleşme işçinin ölümüyle kendiliğinden sona erer. Dolayısıyla işçi vefat ettiğinde ona ait iş görme borcunun onun mirasçılarına intikal etmesi mümkün değil. Çünkü; hizmet akdi sona eriyor.

2. İşverenin Ölümü

İnsanın aklına haklı olarak kaçınılmaz olarak şu soru da geliyor: “Peki işverenin ölümü nasıl? Acaba işverenin ölümünde Borçlar Kanunumuzun yaklaşımı nasıl?” O konuda da Borçlar Kanunumuzun yaklaşımı son derece net. Diyor ki Borçlar Kanunumuzun 441. maddesi, bu kez işverenin ölümü kenar başlığı altında: “İşverenin ölümü halinde yerini mirasçıları alır.” Tam manasıyla maddeyi okumadığımız için bilgimiz eksik kalacak. 2. fıkraya bakmamız lazım. 2. fıkraya baktığımızda, kanun koyucu bizi şöyle uyarıyor. Diyor ki: “Evet diyor. İşverenin ölümü halinde kural olarak yerini mirasçıları alır. Ancak 2. fıkra. 441 fıkra 2: “Hizmet sözleşmesi ağırlıklı olarak, işverenin kişiliği dikkate alınmak suretiyle kurulmuşsa, onun ölümüyle kendiliğinden sona erer.”

Demek ki işçinin ölümünde herhangi bir tereddüdümüz yok. İşçi vefat ettiğinde onun iş görme borcu kendiliğinden sona eriyor. Hizmet akdi sona eriyor. İşverenin ölümünde kanun koyucu kuralı şöyle koyuyor. Diyor ki: “İşverenin ölümü kural olarak hizmet akdinin geçerliliğini etkilemez. İşverenin ölümü halinde onun yerini mirasçıları alır.” Diyor.

Ancak arkasından haklı olarak şunu söylüyor kanun koyucu. Diyor ki: “Hizmet akdi tümüyle işverenin ihtiyaçları, işverene yönelik bir takım edimler dikkate alınarak kaleme alınmış olabilir. Yani işçinin edimleri, işverenin şahsıyla son derece bağlantılıdır. Eğer durum böyleyse o zaman ne diyor kanun koyucu? İşverenin ölümüyle birlikte bu kez hizmet akdi sona erer. Bir diğer söyleyişle işverenin borçları sona erer.” Diyor. Miras yoluyla mirasçılarına intikal etmez diyor. Yani işverenin borcundan kastımız zaten tahmin edileceği üzere, özellikle; ücret ödeme borcu.

Aklınıza haklı olarak şu soru gelecektir. Diyebilirsiniz ki: “İşverenin ölümüyle beraber daha önce muaccel olmuş ücret ödeme borçları varsa, örneğin; temerrüde düştüğü borçları varsa bunlar mirasçılarına intikal etmeyecek mi? Hizmet akdinin sona ermesiyle beraber bunlar sona erecek mi?” Elbette sona ermeyecek. Zaten aklınız, mantığınız, adalet hissiniz neyi emreder? Hiçbir şekilde böylesine muaccel olmuş borçların kişinin vefatıyla sona ermesine müsaade etmez. Bunların miras yoluyla mirasçılarına intikal edeceğinden de en ufak bir şüphe yok. Dolayısıyla işverenin daha önce muaccel olmuş ödenmemiş bir takım ücret ödeme borçları varsa; bu ücret ödeme borçları onun ölümüyle beraber ne yapacaktır? Mirasçılarına intikal edecektir.

3. Yüklenicinin Ölümü

Borçlar Kanunu içerisinde iki tane daha hüküm var. Bunlardan bir tanesi de vekâlet akdindeki hüküm. Bir diğeri de istisna akdindeki hüküm. Önce isterseniz istisna akdindeki hükme bakalım. İstisna akdindeki hüküm de bize şunu söylüyor. Diyor ki: “Bir eser sözleşmesi yaratıldığında, o eser sözleşmesi yapılırken, yüklenicinin, müteahhidin kişisel özellikleri önem arz ediyorsa, tahmin edileceği üzere, o müteahhidin ölümüyle beraber, yine o eser sözleşmesi sona erecektir.

Gerçekten de siz bir sözleşme yaptığınızda, bir ressamla sözleşme yaptığınızda bir tablo çizmesi için veya bir besteciyle sözleşme yaptığınızda bir şarkı yazması için veya bir senfonik eser yazması için ya da bir mimarla sözleşme yaptığınızda bir mimari proje yaratması için bütün bu eserlerin yaratılması noktasında hep sözleşmeyi yaptığınız yüklenicinin, mimarın ressamın, bestecinin mesleki meziyetleri, kişisel özellikleri, kişisel nitelikleri, yetenekleri önemlidir. Dolayısıyla böyle bir durumda Borçlar Kanunumuzun düzenlemeleri çerçevesinde diyeceğiz ki: “Yüklenicin iş görme borcu, yüklenicinin eser yaratma ve teslim etme borcu onun mirasçılarına geçmeyecektir. Onun ölümüyle beraber sona erecektir.” Diyoruz.

Hemen bu konudaki Borçlar Kanunumuzun bu düzenlemesine de beraberce göz atalım. O hüküm de zihnimizde kalsın. Borçlar Kanunumuzun 486. maddesinden söz ediyorum aslında. Kenar başlığı yüklenicinin ölümü veya yeteneğini kaybetmesi. Sadece ve sadece şu an itibariyle biz yüklenicinin ölümünü konuşuyoruz. 486. maddeyi sadece ve sadece bize şu an itibariyle hitap eden unsurlarıyla okuyacak olursam: “Yüklenicinin kişisel özellikleri göz önünde tutulmuş olarak yapılmış olan sözleşme onun ölümü durumunda kendiliğinden sona erer. Dolayısıyla bu hükmün mefhumu muhalifinden zıt anlamından ortaya çıkan sonuç da tahmin edileceği üzere: “Eğer yüklenicinin kişisel özellikleri eser sözleşmesi kurulurken, herhangi bir şekilde önem arz etmediyse, yani bu anlamda yüklenicinin nitelikleri önemli değilse, o zaman yüklenicinin vefatı bu eser sözleşmesinin sona ermesine neden olmayacak. Ona ait eser yaratma ve teslim etme borcu ne yapacak? Onun mirasçılarına geçecek.” Diyoruz.

4. Vekil veya Müvekkilin Ölümü

Bir başka husus; yine miras yoluyla intikali mümkün olan borçlar, haklar, alacaklar noktasından meseleye yaklaştığımızı görüyorsunuz. 513. maddesi vekâlete ilişkin bir hüküm Borçlar Kanunumuzun. Kenar başlık yine ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflas kenar başlığını taşıyor.

513. madde diyor ki 1. fıkrasında: “ Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, sözleşme vekâlet sözleşmesi yani vekilin veya vekâlet verenin ölümü ile kendiliğinden sona ermiş olur.” Yine sadece ve sadece bizi şu an itibariyle ilgilendiren kısmını okudum maddenin, fıkranın. Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, sözleşme vekilin veya vekâlet verenin ölümü ile kendiliğinden sona ermiş olur. Dolayısıyla vekâlet sözleşmesinde de, örneğin; vekilin ölümü halinde kural olarak vekâlet sözleşmesi sona eriyor. Vekilin iş görme borcu onun mirasçılarına geçmiyor.

Zaten meseleyi şöyle şekillendirecek olursanız, siz bir vekâlet sözleşmesi yaptınız. Bu vekâlet sözleşmesinde o bir iş görme borcu üstlendi ve siz vekâlet sözleşmesi yaptığınızda vekilin kişisel özelliklerinin sizin için önem arz edeceği aşikar. Örneğin; bir avukatla sözleşme yaptınız, sizi bir davada temsil etmesi için. Örneğin; bir hekimle sözleşme yaptınız, sizi tedavi etmesi için. Örneğin; bir öğretmenle sözleşme yaptınız, size bir yabancı dil öğretmesi için. Bütün bu sözleşmelerden doğan borçlar birer iş görme borcudur ve bütün bu örneklerde bu kişilerin kişisel nitelikleri sizin için önemlidir. Avukat örneğine beraberce bakalım ve örneği şöyle şekillendirelim. Bir avukatla bir sözleşme yaptınız. Sizin için önem arz eden bir davada sizi temsil etmesi bakımından. Sonra avukat vefat etti. Geriye sağ kalan eşi kaldı, hukukçu değil. Geriye sağ kalan çocuğu kaldı 3 yaşında. Bunların, bu vekâlet akdinden doğan borcu yerine getirmelerini ister misiniz? Elbette istemezsiniz. Akıl dışı bir şey söylediğimiz aşikar. Dolayısıyla kanun koyucu da “Vekâlet akdi de kural olarak vekilin veya müvekkilin ölümüyle beraber sona erer.” diyor.

Ancak altını hemen çizelim. Roma Hukukundan gelen terimleriyle ölümden sonraya etkili vekâlet terimimiz var. Mandatum post mortem terimimiz var. Mandatum post mortem ölümden sonraya etkili vekâlet anlamına geliyor. Şöyle somut örnek verebiliriz. Taraflar arasındaki vekâlet sözleşmesinde, vekâlet veren verdiği vekâletin, onun ölümünden sonra da devam edeceğini, bir diğer söyleyişle; vekâlet sözleşmesinin onun ölümünden sonra da devam edeceğini öngörmüş olabilir. Bu tarz bir durumda vekâlet sözleşmesi elbette müvekkilin ölümüyle beraber sona ermeyecektir.

Demek ki; miras yoluyla intikali mümkün olan borçları konuştuğumuzda prensip itibariyle mirasbırakanın sağlığında, mamelekinin pasifinde yer alan borçlar prensip itibariyle onun mirasçılarına intikal edecektir. Ama öyle borç kalemleri vardır ki; bu borç kalemleri onun ölümüyle beraber artık mirasçılarına intikal etmeyecektir. Onun ölümüyle beraber sona erecektir. İşte bu çerçevede istisna akdindeki, eser sözleşmesindeki, vekâlet sözleşmesindeki hükümleri sizlerle beraber irdeledik, değerlendirdik diyebiliriz.

Dikkat edecek olursanız dersin başından beri hep bir şeyi söylerken özen göstermeye çalışıyorum. Diyorum ki: “Arkadaşlar Miras Hukuku ne ile ilgilenir? Miras Hukuku miras yoluyla intikali mümkün olan haklarla ilgilenir. Borçlarla ilgilenir. Miras Hukuku ne ile ilgilenir? Miras yoluyla intikali mümkün olan Özel Hukuk ilişkileriyle ilgilenir.” Diyorum. Özel Hukuk ilişkileriyle ilgilenir.” Diyorum. bunu söylerken tabi belli bir maksatla bunu söylüyorum. Şimdi kişinin terekesi içerisinde yer alan, kişinin sağlığında da onun mamelekinde yer alan bazı hukuki durumlar var. Bu hukuki durumları hak diye nitelendirmek, bu hukuki durumları alacak hakkı diye nitelendirmek mümkün değil. Acaba bu hukuki durumlar ne olacak diye bir soruyla karşı karşıya kalacağız kişinin vefat etmesinde. O yüzden özel hukuk ilişkileri terimini kullanarak daha geniş bir çerçevede meseleyi ele alabiliyoruz.

III. Zilyetlik

Bir örnek verdiğimde derhal size anlatmak istediğimi açıklayacağımı biliyorum. O da şu; Kişi sağlığında menkul malları üzerinde zilyetliğe sahip olabilir. Kişi menkul mallarının zilyedi olabilir. Kişi örneğin; gayrimenkul mallarının zilyedi olabilir. Dolayısıyla kişi vefat ettiğinde onun zilyetlik durumunun ne olacağı konusuyla karşı karşıya kalacağımız aşikar. Baktığımız zaman zilyetlik bir ayni hak değil, alacak hakkı değil. Bir hukuki durum. Kanun koyucu zilyetliğe bazı hukuki sonuçlar bağlamış bulunuyor. Bir diğer söyleyişle acaba bu zilyetliğe bağlanan hukuki sonuçlar onun mirasçılarına intikal edecek mi? Evet onlar da mirasçılarına intikal edecek.

Medeni Kanunumuzun bu çerçevede 599. maddesine baktığımızda bunu bize söylediğini göreceğiz. Medeni Kanunumuzun 599. maddesi bize aynen şöyle söylüyor. : “Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere; mirasçılar, mirasbırakanın ayni haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınırlar ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar.” Kısacası tekrar vurgulayacak olursam; Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere; mirasçılar, mirasbırakanın taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini, doğrudan doğruya kazanırlar.

Demek ki deminden beri vurgulamaya çalıştığım husus ne idi? Miras Hukuku ne ile ilgilenir? Miras Hukuku miras yoluyla intikali mümkün olan özel hukuk ilişkileriyle ilgilenir. İşte bu özel hukuk ilişkileri tabiri oldukça geniş bir kavramdır. İçerisinde haklar vardır. İçerisinde borçlar vardır. İçerisinde zilyetlik gibi başkaca hukuki durumlar da vardır diyebiliriz. Zilyetlik gibi hukuki durumlar vardır diyebiliriz.
Peki. Şimdi yavaş yavaş bir hususa daha parmak basmamız lazım.

IV. Medeni Kanunun Sistematiği

Artık Medeni Kanunumuzun sistematiğine göz atabiliriz. Çünkü Medeni Kanunumuzun Miras Hukuku alanındaki sistematiği de bizim için büyük önem arz ediyor. Bu sistematiği görmek, bütün büyük resmi görmek anlamına geliyor. Büyük resmi gördüğümüzde, yani yeni bir dünyaya girdik. Miras hukuku alanına girdik. Neyin içerisindeyiz acaba? Bunu bir görmek gerekiyor. Size bütün derslerde her zaman söylemişimdir. Lütfen kanunun sistematiği ile mutlaka tanışın. Ders kitaplarını çalışırken, lütfen kitabın sistematiğine bir göz atın. Neyi okuduğunuzu, neyi çalıştığınızı bilin, farkında olarak çalışın demişimdir.
Biz sizlerle olan bütün bu buluşmalarımızda, bütün bir sene boyunca, Medeni Kanunun Miras Hukuku Kitabını ele alacağız. Elbette gördüğünüz gibi zaman zaman Borçlar Kanununa, zaman zaman Medeni Kanunun diğer hükümlerine, Miras Hukuku alanındaki diğer hükümlerine göz atacağız. Zaman zaman başka alanlardaki mevzuattaki hükümleri birlikte ele alacağız ama prensip itibariyle çalışacağımız alan Medeni Kanunumuzun Miras Hukuku Kitabı 3. Kitabı.

Medeni Kanunumuzun 3. Kitabı Miras Hukuku üst başlığını taşıyor. Bunun birinci kısmı “mirasçılar” başlığını taşıyor. Birinci kısmın altında yer alan birinci bölüm “yasal mirasçılar” başlığını taşıyor. Demek ki prensip itibariyle bizim Medeni Kanunumuz kimlerin kanun gereğince mirasçı olacağını öngörmüş. Kimlerin kanun gereğince mirasçı olacağını öngörmüş. Yani bir kimse, bu konuda özel bir ölüme bağlı tasarruf yapmadan vefat edecek olursa, onun mirasının kimlere, ne oranda, ne şeklide intikal edeceğini düzenlemiş. Ama arkasından da tahmin edileceği üzere bir kişi acaba bir ölüme bağlı tasarruf yaparak normal şartlar altında mirasçısı olamayacak başka bir kişiyi mirasçı olarak atayabilir mi sorusuna da evet yanıtını vermiş ve demiş ki: “Bu çerçevede kişi ölüme bağlı tasarruf yaparak da üçüncü kişileri mirasçı atayabilir. Onları eski deyimiyle mirasçı naspedebilir.” Demiş.

Gerçekten de bir kişi bir ölüme bağlı tasarruf yaparak bir vasiyetname yaparak, bir miras sözleşmesi yaparak, normal şartlar altında kendisine mirasçı olamayacak bir gerçek kişiyi veya bir tüzel kişiyi mirasçı olarak atayabilir. Diyebilir ki Bay Ü: “Örneğin; 3. kişi ne yapsın? Benim terekemin tamamına sahip olsun.” Diyebilir. Veya diyebilir ki: “Örneğin; bir kişi benim mirasımın 1/4’ünde pay sahibi olsun.” Diyebilir.
İşte böylesi durumlarda biz mirasçı nasbından söz ediyoruz. Bu mirasçı nasbı çerçevesinde atanan kişiye eski deyimiyle “mansup mirasçı” diyoruz. Atanmış mirasçı diyoruz. Böylesine kişiler de bir kişinin vefatında mirasçı sıfatını kazanabiliyorlar ve Medeni Kanunumuz işte bu çerçevede özellikle; ikinci bölümünde bahsettiğimiz üzere, ölüme bağlı tasarrufları düzenliyor. Yani, mirasçı atanması mirasçı nasbı gibi kavramları düzenliyor.

Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.